Vâsile b. el-Eska (r.a) anlatıyor:
Ben Suffe ehlindendim. Arkadaşlarım açlıktan yakınıyorlardı. Bana;
"Ey Vâsile! Rasûlullah (s.a)'a git de, bizim için yiyecek iste" dediler.
Rasûlullah (s.a)'a gittim ve;
"Ey Allah'ın Rasülü! Arkadaşlarım açlıktan şikâyet ediyorlar" dedim.
Peygamber (s.a) Hz. Âişe'ye dönerek;
"Ey Âişe! Yiyecek bir şeyler var mı?" dedi. Âişe (r.a);
"Ekmek kırıntılarından başka bir şey yok" dedi.
Peygamber (s.a);
"Getir" dedi. Hz. Âişe (r.a) ekmek torbasını getirdi. Peygamber (s.a) ekmek kırıntılarını kabına koydu. Daha sonra duâ edip ekmeklerin üstüne su dökerek karıştırmaya başladı. Karıştırdıkça, ekmek ve sudan oluşan tirid çoğalıyordu. Öyle ki, kap ağzına kadar doldu.
"Ey Vâsile! Git arkadaşlarından on tanesini getir" dedi. Gidip, arkadaşlarımdan on kişiyi getirdim. Peygamber (s.a);
"Oturun, Allah'ın adıyla alın. Aşağılardan yiyin, yukarıdan almayın. Çünkü bereket, yukarıdan aşağıya doğru iner" dedi. Doyuncaya kadar yedik.
Kalktığımızda, kaptaki yemek olduğu gibi duruyordu. Sonra Allah Râsulü (s.a) kaptaki tiridi, kap ağzına kadar doluncaya kadar eliyle karıştırdı. Bana dönerek;
"Ey Vâsile! Git arkadaşlarından on tanesini daha getir" dedi. Gidip on
kişiyi getirdim. Peygamber (s.a);
"Oturun" dedi. Oturdular, doyuncaya kadar yeyip kalktılar. Peygamber
(s.a) tekrar;
"Git, arkadaşlarından on tanesini daha getir" dedi. Gidip on kişi daha getirdim. Onlar da aynı şekilde doyup kalktılar. Peygamber (s.a);
"Daha kaldı mı?" diye sordu.
"On kişi daha kaldı" dedim.
"Git onları da getir" dedi. Gidip onları da getirdim. Rasûlullah (s.a);
"Oturun" dedi. Onlar da oturup doyuncaya kadar yediler ve kalkıp gittiler. Kap yine olduğu gibi duruyordu. Rasûlullah (s.a) bana; "Ey Vâsile, onu da
Âişe' ye götür" dedi.
Onun dilinden düşürmediği şu yakarışı tüm inananların gönülden “Âmin!” diyeceği bir dua olmalıdır:
Allah'ım! Beni bugün dağıtacağın her hayırdan, indireceğin her hidayet nurundan, yazacağın her rahmetten, vereceğin her rızıktan, defedeceğin her zarardan kaldıracağın her beladan ve önleyeceğin her fitneden en fazla nasiplenen kullarından eyle!
İbn Ömer'in (ra) Hz. Peygamber'e ﷺ olan muhabbetini şu rivayet en güzel şekilde göstermektedir:
Bir gün bu Peygamber aşığının ayaklarının uzun süre hareket etmediği için uyuştuğunu gören biri “En sevdiğin kişinin adını hatırından geçir! Umulur ki ayağının uyuşukluğu gider.” dedi. Bunun üzerine İbn Ömer, “Ya Muhammed!” diyerek kendinden geçivermişti.
Ebû Zer'in dünyâ malına zerre meyletmeyen tavrı ve zühdü sahabe arasında şöhret buldu. Resûlullah'ın ﷺ “Ebû Zer, İsa b. Meryem gibidir. İsa b. Meryem'in tevazuunu görmek isteyen Ebû Zer'e baksın! Zühdü ve ibadeti İsa b. Meryem'e en fazla benzeyen odur. Ebû Zer, yeryüzünde İsa b. Meryem'in zühdüyle yürür.”
Resûlullah'ı ﷺ bir gölge gibi takip etmesi ve onun rahle-i tedrisinde özenle yetişmesi itibarıyla ilimde derya olan ve tarif edilemez cesaretiyle bildiğimiz İbn Mes'ûd'un şu duası, duamız olsun:
“Allah'ım! Senden, geri dönüşü olmayan bir iman, tükenmeyen nimetler ve ebedî cennetinin en yüksek yamaçlarında bulunup Allah Resûlü'nün dostu/komşusu olmayı isterim.”