Yaşam bir soru işareti gibi duruyor karşımızda. Bu çetrefil düğümü çözemediğimiz için karantinaya alınmış bir dünyada yaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz durumdan kurtulmak için meçhul Tanrılara yalvarıyor iskeletlerimiz. Sımsıkı sarıldığımız sahte mushaflar, olmuyor derdimize çare. Çünkü hayatımızın amentüsü çalınmış. Oysa ki, cennet ve cehennemin kendi içinde olduğunu bilmelidir insan. Elindeki fırça veya spatulayı kullanarak bir cennet resmi yapmalıdır kendine. Sonra da içine gidip yaşamalıdır. Zira boş bir tuvaldir hayat ve her birimiz bir ressamız.
Yeryüzü, üzerinde ne kadar hızlı hareket edilirse, o kadar daralır. Yeryüzü üzerinde, mesafeleri kaldırmaya yönelik her girişim insanla yeryüzü arasındaki mesafenin de giderek artmasına yol açar. Böylelikle insan yeryüzüne yabancılaşır.
" Son zamanlarda sık sık aşkın sonu ilan edildi. Aşk bugün sınırsız tercih özgürlüğünün, seçeneklerin çeşitliliğinin ve mükemmellik zorlamasının kurbanı olmuş. Olanakların sınırsız olduğu bu dünyada aşk artık olanaklı değilmiş."
İlkel çağın saflığından öte, kapitalizmin piyonlaştırdığı insanların doğayla ilişkilerini keskin bir dille anlatmış yazar. Doğanın sivri karakterinden tutun yüceliğine kadar çarpıcı noktalara değinilmiş.