" Kalplerinizi verin ama teslim etmeyin birbirinizin eline.
Çünkü yalnızca hayat avucunda tutabilir kalplerinizi.
Ve beraber durun ama çok yakın değil
Çünkü ayrı durur tapınak sütunları,
Ve birbirinin gölgesinde büyümez meşe ile selvi. "
Yaşam bir soru işareti gibi duruyor karşımızda. Bu çetrefil düğümü çözemediğimiz için karantinaya alınmış bir dünyada yaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz durumdan kurtulmak için meçhul Tanrılara yalvarıyor iskeletlerimiz. Sımsıkı sarıldığımız sahte mushaflar, olmuyor derdimize çare. Çünkü hayatımızın amentüsü çalınmış. Oysa ki, cennet ve cehennemin kendi içinde olduğunu bilmelidir insan. Elindeki fırça veya spatulayı kullanarak bir cennet resmi yapmalıdır kendine. Sonra da içine gidip yaşamalıdır. Zira boş bir tuvaldir hayat ve her birimiz bir ressamız.
Yeryüzü, üzerinde ne kadar hızlı hareket edilirse, o kadar daralır. Yeryüzü üzerinde, mesafeleri kaldırmaya yönelik her girişim insanla yeryüzü arasındaki mesafenin de giderek artmasına yol açar. Böylelikle insan yeryüzüne yabancılaşır.