10/10
·80 syf.··
2026 7. kitabı
Hadisələr 1960-cı illərdə Parisdə cərəyan edir. Baş qəhrəmanımız Moiz (Momo) adlı 11-12 yaşlı yəhudi bir oğlandır. Momonun həyatı çox kədərlidir: anası onu atıb gedib, atası isə soyuq, sevgisiz və depressiv bir adamdır. Evdə sevgi görməyən Momo vaxtını küçələrdə keçirir. Həmin küçədə hamının "ərəb" dediyi (əslində türk olan), küncdəki baqqal dükanını işlədən Müsyö İbrahim adlı müdrik bir qoca yaşayır. Momo hər gün bu dükandan nəsə alır, bəzən də gizlicə oğurluq edir. Müsyö İbrahim hər şeyi görsə də, uşağı mühakimə etmir, əksinə, ona sevgi və anlayışla yanaşır. Zamanla bu iki fərqli nəslin və fərqli dinin nümayəndəsi arasında çox dərin bir ata-oğul bağları və dostluq yaranır. Müsyö İbrahim sufizm fəlsəfəsinə inanan bir müsəlmandır. O, həyatda hər çətinliyə düşəndə, ya da Momoya bir nəsihət verəndə həmişə deyir: "Mən bunu Qurandan bilirəm." Müsyö İbrahim dini insanları ayırmaq üçün yox, birləşdirmək və Momoya həyatı sevdirmək üçün bir vasitə rənginə çevirir. Müsyö İbrahimin Momoya öyrətdiyi ilk və ən böyük dərs gülümsəmək olur. O, Momoya deyir ki, gülümsəmək sadəcə xoşbəxt olanda edilən bir şey deyil, o, insanı xoşbəxt edən bir "silahdır". Momo gülümsəməyə başlayanda ətrafındakı insanların, məktəbdəki müəllimlərin, hətta həyatın ona qarşı baxışının necə dəyişdiyini görür. Momonun atası intihar etdikdən sonra Müsyö İbrahim Momonu rəsmən övladlığa götürür. Onlar köhnə bir maşın alıb Parisdən çıxırlar və Müsyö İbrahimin gəncliyinin keçdiyi yerlərə — Türkiyəyə (Anadoluya) doğru uzun bir səyahətə başlayırlar. Bu səyahət əslində Momonun uşaqlıq travmalarından qurtulub mənəvi cəhətdən böyümə yoludur. Yol boyu fərqli ölkələrdən, kilsələrin, məscidlərin yanından keçirlər. Müsyö İbrahim Momoya hər dinin daxilində eyni mənəvi gözəlliyin olduğunu göstərir. Sonda Anadoluya
Müsyö İbrahim və “Quran”dakı çiçəklərEric Emmanuel Schmitt · Modern mini klassika · 20216,5bin okunma
9/10
·300 syf.··
Beğendi
·
2026 112. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 00:00
Herkese Merhaba Bugün sizlere Hasan Balaban kaleminden Altair - Pinhân kitabının yorumu ile geldim Haziran ayının ilk kitabı 2026 yılı basımlı 300 sayfalık bir kitap •Normalde suç dünyasını, gizemleri kovalamayı çok severim ama bu kitap çıtayı öyle bir yere taşımış ki sadece bir hackerın peşinde koştuğumu sanırken kendimi bir anda Türk mitolojisinin, tasavvufun ve gökyüzü şifrelerinin tam ortasında buldum. •Hikaye, Herakles mahlasını kullanan gizemli bir örgütün ya da siber teröristin saat tam 09.09’da attığı o ürpertici tweetlerle başlıyor. Ama bu bildiğimiz klavye delikanlılığı değil; adamlar attıkları her tehdit dalgasını gökyüzündeki takımyıldızlarıyla şifrelemişler. Serpens Caput, Delphinus, Capricornus, Ophiuchus ve Scutum derken siber dünyadan gelen darbelerle ülkece ekran başında buz kesiyoruz. •Kurgu sadece bilgisayar kodlarından ibaret değil. Bir bakıyorsunuz Profesör Bilgin’in bıraktığı mektuplarla Gök Tanrı ve Erlik Han gibi Türk mitolojisine dalmışsınız, bir bakıyorsunuz Enneagram formülü ve Sufizm bağlantılarıyla tasavvufun o en gizemli dehlizlerinde kaybolmuşsunuz. Fırat Nehri'ndeki o acayip mavi-yeşil ışık ile İstanbul Topkapı Sarayı’nın asırlık duvarları arasında öyle bir köprü kurulmuş ki, bir anda kendinizi kadim bir tarikatın, Altair’in izinde buluyorsunuz. •Mevlüt, Mert, Deniz, Furkan, Hican, Oğuz ve Volkan. Kimse göründüğü gibi temiz değil, herkes arkasında bir şeyler gizliyor ve bu sırlar yüzünden operasyonlar defalarca çuvallıyor. •Pasif savunmanın bitip, ekibin Ankara Merkez, Fırat Ekibi ve İstanbul Ekibi olarak üç kola ayrıldığı an kurgu adeta üç farklı koldan akan bir nehre dönüşüyor. Ve o final... Tam şifreler çözülüyor, taşlar yerine oturuyor dediğiniz anda maskelerin düşmesi ve Altair’in "Ben geldim" diyerek sahneye çıkışı... •Yazarın kalemi o kadar
Altair - PinhânHasan Balaban · Güneşyolu Yayınları · 20253 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·222 syf.··
2026 13. kitabı
"Dervişler, olaylardan çok olayların ardındaki gerçeğe ve esrara eğilirler. Yani faturayı başkalarına kesip tatmin olmayı tercih etmezler başkalarını suçlamazlar. 1925'ten önce dervişlik tasavvuf hayatının içinde olan erbabın bir kısmı kalemi bıraktı, sohbetle yetindi. Bir kısmı sohbeti terk etti, yazıp çizmeyi görev bildi. Bir kısmı da hiçbir alanla ilgilenmedi. 1930'lu 40'lı yıllarda yıllarla birlikte matbuat aleminde yeni bir nesil göründü bu asrın başında yetişen Gönül adamlarından feyz alan ve tasavvufi kültürün içinde yetişen insanlar: Mesela Abdülhakim Arvasi'nin yanında Necip Fazıl. Abdülaziz Bekkine'nin yanında Nurettin Topçu, Ahmet Remzi Akyürek ile Sadettin Evrin. Kenan rifai ile Semiha Ayverdi. Bu insanlar Şeyh olmamalarına rağmen eserlerinin temel örgüsü tasavvufi neşve ile örülmüştü. Bu şahsiyetler; hikaye, roman, deneme, şiir, hatırat, fikriyat türü eserler de kaleme alsalar aşk merkezli bir hayatı anlatıyorlardı. Tasavvuf merkezli bir tefekkürü topluma sunuyorlardı, ahlak merkezli bir dünyanın hasretini çekiyorlardı. İnsanın bâtıni şifresine hitap ediyorlardı. Başka bir ifade ile dergahlarda anlatılan tasavvufi kültürü Yeni bir tarz ve usulle insanları arz ediyorlardı. Bu alanın en velut yani doğurgan, üretken abide şahsiyetlerinden biri de Samiha Ayverdi idi. Ilk baskısı 80 sene önce yapılan Yaşayan Ölü eseri Leyla'dan Seniye ye Seniye'den Leyla'ya yazılan mektuplarla, insanların ruh fotoğrafları çekilmektedir. Aristokrat bir ailede büyüyen Kibirli ve şımarık bir öğretmenin Leyla'nın hayatı etrafında şekillenen roman ismini tasavvufi eğitim için kullanılan ve insanın tekamülünü anlatan ölmeden önce ölmek hikmetinden almaktadır. Tasavvuf klasiklerinde açıklanan terimler bu eserde bir roman üslubu ile insana aktarılmıştır." Mustafa Kara Hocanın
Yaşayan ÖlüSâmiha Ayverdi · Kubbealtı Neşriyatı · 2009625 okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2026 19. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 23:14
irade konusunda elbette belli bir olgunluğa gelmiş insanın gençlere göre kuvveti daha başkadır. buna istinaden gençliğin şehvetinde boğulan bir gencin okuması gereken veya okumasını tavsiye edeceğim bir kitap mı diye düşününce cevabım ne yazık ki olumsuz. tespitler, alıntılanan sözler veya paragraflar içerik bütünlüğü açısından tatmin edici. ama günümüz gencinin aklı beş karış havada ve anadilinden ne kadar uzakta bir yaşam sürdüğünü düşünürsek sahiden çok ağır. öğrencilerime tavsiye etmezdim. bununla beraber kitapta emeğin çok olduğunu ve ketebe'nin kalitesini de tartışmaya açık bulmuyorum. bence bu tarz kitapların pratik bir formda maddeleştirilmesi yapay zeka gençliğinin bilgi edinimini daha da kolaylaştırır. tembelliğe alıştırır mı, o da kabulüm. bir de biraz can sıkıcı olan şu, iradenin sadece sufizm gibi mistik bir hâlde terbiye edilmesini ben de uygun bulmuyorum ama bu kadar da batı merkezli bir kitap beklemiyordum. vatan millet sakarya vurgusunun çokça yapıldığı bir kitapta bence islâm içerikli bir irade başlığı da olmalıydı. kitabın girişinde batı merkezli olduğu da belirtilmişti bu arada.
İrade TerbiyesiEthem Bakar · Ketebe Yayınevi · 20231,245 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 112. kitabı
Bazen hayat, aynı sahnenin farklı günlerde tekrar oynandığı bir tiyatro gibi hissettirir her birimize. Ne kadar çabalarsan çabala, dekor değişmez, replikler tanıdıktır. Tükenmişlik tam da burada hissettirmeden yerleşir insanın içine, ne büyük bir fırtına koparır ne de aniden yıkar, ama yavaş yavaş içindeki ışığı kısar. Çözümsüzlük duygusu ise o kadar ağır basar ki çözüm yolları gözümüzün önüne gelse bile göremeyiz bazen. İnsan bu döngüde sıkıştığını fark ettiğinde, aslında en çok kendine yabancılaşır çünkü artık ne başlangıçların heyecanını hisseder ne de sonların anlamını. Ama belki de en derinde, görünmeyen bir yerde, bu tekrarların içinde bile küçük bir değişim tohumu bekliyordur. Hem sosyal hem de iş hayatının içerisindeki kısır döngülerden kurtulmak çok zor değil. Beyaz yakalıların kurtulmaya çalışırken daha da içine çekildiği bu girdap, bir de bir çok engele takılıyor. Tabi sadece kitap pencereden bakmıyor yaşamın farklı alanları içerisindeki farklı rollerimiz üzerinden de fikir sunuyor. Kendime can olmak, kendime sorular, somut kazanımlarım, zorlandigim temas konularım, beyaz yakalı kadın yaşamı, potansiyeli açığa çıkarmak başlıkları altında yaşamın içerisinde karşılaşabileceğimiz özellikle olumsuz durumlara karşı bir bakış açısı sunuyor. Hayat bazen sanki bizleri çok geriden takip ediyor gibi hissediyoruz. Kalıplaşmış değer yargıları, gelenekselleşmiş eylemler, popüler kültürün unsurları, hiç sorgulanmadan birbirini tekrar eden her şey bir süre sonra bizleri tüketiyor. Dolayısıyla bu duygular içerisinde yola devam etmek o kadar da kolay değil. İçimizdeki boşlukları doldurma zamanı geldi. İnsan bazen kendisini rahatsız eden şeyleri fark eder ama onları nasıl yok edebileceğini bilemez. Çünkü bazen sorunları tespit etmek yeterli değildir. Onları ortadan
Kendine Can OlmakGülhan Cantürk · Mona Kitap · 20266 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2026 68. kitabı
#kendinecanolmak yazar Gülhan Cantürk'ün kaleme aldığı Gestalt ve Sufizm'in öğretilerinin hayatına yansıyan kısımlarını biz okuyucularla içten paylaşması. Satır aralarında emir kipi, kesinkes koşullar yok, kendi deneyimleri ve içsel yolculuğunda çıkardığı dersler var. Eser isminin geldiği yer bilinçli bir şekilde yaşayarak kendine hayat üflemek anlamında Can olabilme... Yazar bunu yanlızca kendine değil çevresine de can olmaya çalışarak yapıyor. Can olmak deyimi zihnimin hapishanesinden kurtulup özgürleşmek demektir diyor yazar. Nasıl bir özgürleşme dersek şimdiki ihtiyacımıza cevap veremeyen eski öğrenilmiş ve içselleştirilmiş değerlerimizden özgürleşmek, eski duygu düşünce ve davranış kalıplarından özgürleşerek hayata devam etmek. Kendimizin daha iyi bir versiyonunu merak etmekle yola düşüyor aslında yazar. Aldığı birçok eğitim hayatında başka bir kapı açıyor. Özellikle çalışma hayatında aktif olan insanların çıkaracağı dersler oldukça fazla. Kendimize baş başa kalacağımız anların kıymetli olduğuna değiniyor ve kalbimize düşenlerle barışmanın kendimize Can olmanın en önemli koşullarından biri olduğunu dile getiriyor. Keyif verdi, tavsiye ederim. Reklam değil. @monakitap
Kendine Can OlmakGülhan Cantürk · Mona Kitap · 20266 okunma