Gelenekselcilikte olduğu gibi İslam, zahir ve batın arasında bir ayrım yapıyordu. Sufiler bazen Sufizm ile sufi olmayan hakim olan İslam anlayışı arasındaki farkı bu terimlerle ifade ediyorlar. Hakim İslam anlayışı zahir olanla ilgilenirken, Sufizm saf maneviyat anlamına gelen ezoterik/batın olana erişim sağlamaktadır. Sufi yolu'nun İslamın içinde bir yol olduğu vurgulanmıştır. Hakim olan İslamın daha titiz bir biçimde yaşanması batına girmenin ön şartı olarak kabul edilmiştir.
Sayfa 125·Kitabı okudu
Agueli'nin Sufizmi
İlk defa La Gnose'da yayımlanan bu makaleler daha sonra Guenon'un ilk kitabı olan Hint Öğretileri Çalışmaları İçin Genel Bir Giriş haline geldi. Dergide daha çok Guenon tarafından Hinduizm üzerine yazılar yer alıyordu. Fakat aynı zamanda Agueli de Sufizm ve İslam üzerine yazılar kaleme alıyordu. Yirmi yıl sonra hem Sufizm hem de İslam Guenon ve diğer birçok Gelenekselci için birinci derecede önemli hale gelecekti. Bunlar olurken Agueli'nin Sufizmi 1910' dakinden daha fazla önemli hale gelecekti.
Sayfa 119·Kitabı okudu
Reklam
Hayat yolunda takva ile yürümek...
Takvayı anlatan güzel bir benzetme vardır: “Yolda dikenler görürsün. Ya yolunu değiştirirsin ya da dikenlere dokunmadan geçmenin yolunu ararsın. Takva da işte budur. ”Dikkatle yürümektir hayat yolunda. Çünkü dikenler çoktur bu dünyada. Şehvetin dikeni, şöhretin, malın, makamın, paranın dikeni…Takva, bu dikenlere takılmadan hayat yolunda yürümeye çalışmaktır.
Sayfa 104·Kitabı okudu
"Yolculuklar böyledir işte. Yolumuzu kaybederiz bazen kimi sokaklarda. Korkarız, üşürüz, bazen geri dönmek isteriz tanıdık sokaklara. Ancak kaybettiğimiz yolda devam etme cesaretimiz varsa, öğrendiğimiz her şey rehber olur yolumuzu yeniden bulmaya. Bir kere başladık mı yürümeye, artık cesaret işlemiştir ruhumuza. Hele ki elimizi tutan bir başka yolcuyla yapıyorsak bu yolculuğu. O ilişkinin içinde, yol gösteren bir ışığın zaten var olduğunu algılamak daha kolay olur. Tek yapmamız gereken elini tutmaktır birbirimizin."
Sayfa 137 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Sufiler derler ki, nefse lezzet veren pek çok şey ruha acı vermektedir, ruhta tat bırakan pek çok şey de nefste keder olarak hissedilir. Oruç nefse acı verse bile ruh ve kalp için bir lezzet, bir gıda ve bir ihtiyaçtır.
Alıntı
“Araplar mezhep kurucusudurlar. Biz Türkler, tarikat kurucusuyuz. Arap mezhepleri sufiliğe, Türk tarikatları tasavvufa dayanır. Tasavvufa göre dünyada her şeyden önce güzellik vardı. İbadet bu güzelliğe tutkunluktur. Bu sebeple Türk'ün bağlanacağı inanç, Allah korkusundan değil Allah sevgisinden gelir. Okudukça tasavvufun yalnız Türk'e mahsus bir yol olduğunu anladım. Türk illerinde doğmuş, Anadolu'da gelişmiştir. Türk tasavvufu, Şamanlıkla islamlığın karışımıdır.”
Sayfa 71
Reklam
Reklam