Bir şeyin yanlış veya eksik olduğuna kendimizi ne kadar ikna edersek edelim, süreçlerin olgunlaşmasına ihtiyaç duyarız. Hata yaptığımızı, farklı bir yol izlememiz gerektiğini şiddetle bilsek bile, aynı şiddette alternatife yönelemiyorsak zihnen, içinde bulunduğumuz anı kabullenmemiz gerekir. Öyle veya böyle şartlar olgunlaşmadan alternatifi yeşertmek mümkün değil.
Büyük Larousse’ta “Sürekli çıkarını kollayan, vurguncu, dalaveracı” olarak tanımlanan “aferist” sözcüğü Fransızca aferizmden (affairisme) gelir. Affairisme ise, Nouveau Petit Larousse Illustré’de “Ticari işleri herşeyin önünde tutma eğilimi” olarak tanımlanır. Bu sözcük 1920’ler Türkiyesinde Türkiye İş Bankasından (Fransızcası: Banque d’Affaires) esinlenerek türetilmiştir.
İş Bankasının kurulması üzerine bu kurumun çevresinde toplanan politikacılar, siyasal nüfuzlarını kullanarak, çeşitli özel girişimcilerin ve bu arada da yabancı iş çevrelerinin temsilcisi olarak ihale almaya ve bankanın, M. Kemal’in başlıca sermayedar olmasından kaynaklanan etkisini bu iş için seferber etmeye başladılar. Türkiye’de en kolay para kazanmanın yolu, bankanın sermayesini devlet nüfuzunu kullanarak riske atmak olarak gelişti. O kadar ki, iş yapabilmek için “Türk olmayanlar bir Ankaralı maske edinmek zorunda” kalıyorlardı. Olay o kadar yaygınlaşmış ve doğallaşmıştı ki, Milli Savunma’nın eksiltmesine katılan iki rakip yabancı firmanın ikisinin de temsilcisinin aynı milletvekili olduğu görülmüştü (Atay, s. 455).
Bu durumda, rejimin yerli sermayeciyi destekleme politikası burjuvaziyi millileştirmedi, başta milletvekilleri olmak üzere Ankara’yı levantenleştirdi. Osmanlı’dan değişen tek şey, yabancı tüccar ile yurttaşın arasına levanten (çok uzun zamandır Osmanlı’nın liman kentlerinde yaşayan Avrupalı yabancılar) aracından başka bir de milletvekili aracının girmesi oldu ve tüketicinin sömürülmesi de o oranda arttı.
Aferistlerin ülkeye verdikleri en ciddi zarar, o dönemde devlet eliyle yapılması gereken kağıt ve şeker gibi temel maddeler üretiminin özel şirketlere verilmesine çalışmak oldu. Aferizm 1930’lardan sonra da etkin olacak ve sonunda, önemli sektörlerin devlet tarafından kurulmasını