Gamze Züleyha Üredi

Gamze Züleyha Üredi
@suigenerisx
“most evil is done by people who never make up their minds to be either good or evil”
Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Anamur, 18 Kasım
21 kütüphaneci puanı
1854 okur puanı
Eylül 2016 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Puan vermedi·420 syf.··
2026 22. kitabı
·
33 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 23:42
Bir Avrupalı olarak Avrupa merkezciliğe karşı çıkıyor Jack Goody. Göğün altında ne varsa hepsi Avrupa'nın iç dinamiklerinden doğmuş, kapitalizm de kentleşme de, hatta bilim de yalnızca Avrupalıya özgüymüş anlayışına karşılık kendi bilgi birikimini ortaya koyuyor. Eleştirilebilir, ben o kadar bilgi sahibi değilim ancak çabasını takdir ettim. Giriş bölümünde, bir Avrupalı olarak yine de Avrupa merkezcilik yapabilirim fark etmeden, diye belirtmesi saygı değer bir tutum. İnsanlığın ortak mirasının Avrupa'nın mirası gibi sunulmasına tarih hırsızlığı diyor Goody. Hiç değişmeyen Doğu ve dinamik Batı anlatısını çeşitli örneklerle yanlışlamaya girişiyor. Burada yaptığı önemli şeylerden biri, yöntemin kendisini sorgulamak. Tarihi dönemleştirirken, sosyal bilimleri bir uğraş alanı haline getirirken bile hep Avrupalı kavramları kullanıyoruz. Oryantalist söylemde yaygın biçimde kurulan ikilikler, gerçeklikten ziyade söylemi yansıtıyor. Elbette Goody'nin niyeti Batı'yı küçümsemek ya da önce Doğu vardı demek değil. Derdi, insanlık tarihini Batı tarihinden ibaretmiş gibi kurgulayan Avrupa merkezci bakış açısını reddetmek. Nitekim insanlık tarihi etkileşimlerin tarihidir, bir "Avrupa mucizesi" değildir. Goody tam da bu noktada sorgulamadan kullanılan kavramları yeniden düşünmek gerektiğini belirtir. Batılı kavramlarla İslam dünyasını, Çin'i, Hindistan'ı, Yakındoğu'yu anlamlandırmaya çalışmak, bu toplumların karmaşıklığını göz ardı ederek onları analiz edebilmeye de ket vurur. Hakiki bir sosyal çalışmanın gerçekleştirilebilmesi, kavram putlaştırılmasından, Avrupa merkezcilikten belli oranda imtina etmekle mümkün olabilir.
Tarih HırsızlığıJack Goody · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2014161 okunma
Reklam
Puan vermedi·352 syf.··
2026 24. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 23:57
Aydınlanma'nın getirdiği özgürlüklerin aynı zamanda disiplin sistemlerini de icat ettiğini ileri sürer Foucault. Daha fazla hak ve özgürlük, daha fazla gözetim, sınıflandırma ve kayıt ile aynı pakete dahil olarak gelir. Kazanımlar, yeni yönetme tekniklerinin gelişmesine sebep olarak iktidarın bir şekilde çatlaklardan içerisi sızmasına engel olunamayacağını gözler önüne serer adeta. Kapitalist ekonominin büyümesini bu süreçten bağımsız okuyamayız. Disiplinci iktidarı gerektiren böylesi bir ekonomidir; öngörülebilir, hesaplanabilir, verimli ve yönetilebilir insanlar üretmek için bedenin disipline edilmesi gerekir. Bunu sağlayan ise fabrikalar, okullar, kışlalar ve hapishanelerdir. Foucault'nun iktidarın yasalarla işlediği düşüncesine karşı çıkması, üzerine düşünmemiz gereken bir başka nokta. Ona göre iktidar büyük oranda hukukun dışında, gündelik hayatta işler: Not verme sistemi, performans değerlendirmesi, psikolojik testler, sınıflandırmalar vs. yoluyla disiplinci iktidar işler. Bu haliyle iktidarı yalnızca yasaklayan, ceza veren olarak değil, insanları, kurumları, bilgileri ve normları üreten bir şey olarak görmek gerekir. İktidar biçim değiştirmekte, eskinin cezalandırıcı iktidarı dönüşüm geçirmektedir. Ama bu onun insancıllaştığı anlamına gelmez, yalnızca daha incelikli hale gelir. Modern birey de iktidar tekniklerinin bir ürünü olarak çıkar karşımıza, nitekim neyin normal olduğunu belirleyen de iktidardır. Modern birey, insanları daha faydalı, verimli ve yönetilebilir hale getirmeyi amaçlayan disiplin tekniklerinin ürünüdür. Sınavlar, koğuş düzenleri, modern hapishaneler, bunların hepsi insanları disipline ederek modern bireyi üretir. Hapishanelerin suçu azaltmak için var olduğuna ilişkin inancı reddeden Foucault, asıl amacına ulaşmakta hapishaneleri ve benzer
Hapishanenin DoğuşuMichel Foucault · Ayrıntı Yayınları · 20261,382 okunma
Puan vermedi·504 syf.··
2026 25. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 20:16
Bu destanın bence en ayırt edici yanı, insanın kader karşısındaki çaresizliğine bir karşı çıkış olarak zekasıyla karşılaştığı engelleri aşabilmesinin işlenmesi. Kahramanlık, bu destanda yalnızca fiziksel güçle özdeşleştirilmez, aynı zamanda zeka, sabır ve stratejiyle ilişkilendirilir. Odysseus tanrılar tarafından bahşedilmiş, doğuştan gelen niteliklerle değil, baş etmeyi yaşayarak, deneyimleyerek öğrenir. Harekete geçer, risk alır: "...insan atılgan olmalı başarmak için bir işi..." (s. 114). Machiavelli'nin bayılacağı cinsten biri. Bu destanı siyasal olarak okumak da zor değil, Homeros sık sık iyi hükümdarın öneminden dem vurur: "bilirsin sen de, uşakların kaderidir yaşamak korku içinde, hele hizmet ettikleri efendileri akılsız olursa." (s. 237). Emek verenle emekten yararlanan arasındaki eşitsiz ilişkiden söz etmekten de geri durmaz: "...asıl biz çekeriz bu ak dişli domuzların kahrını, oysa bizim emeğimizi başkaları sömürür hiç korkmadan..." (s. 247). Yalnızca kralları, kahramanları okumayız destanda, gündelik hayatın gerçekliği canlı bir şekilde yansıtılır. Kahramanda gördüğümüz bir başka özellik de tek başına yiğitliği yeterli bulmaması, ittifak kurmaya, dayanışmaya ihtiyaç duymasıdır: "Zordur bir sürü insana karşı koyması bir tek insanın, ne kadar yiğit olursa olsun, yenerler onu." (s. 274). Bireysel kahramanlığın sınırlılığını, başkalarıyla birlikte hareket etmenin zafere götüreceğini belirtirken Homeros, Bauman'ın neoliberal bireycilik eleştirisine geçmişten bir ışık yakar. Bauman okuduğunda (eğer okuduysa) bu satırların altını çizmiştir muhtemelen.
OdysseiaHomeros · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20187,3bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 26. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 23:27
Persler'le başlayalım. Bu tragedya Yunan zaferini Perslerin gözünden anlatarak kaybedenlere odaklanmasıyla biliniyor. Henüz oryantalist kalıplar gelişmemişken Perslerin küçümsenmediğini, hayli objektif bir biçimde yenilginin insanlar üzerindeki etkisinin analiz edildiğini gözlemleyebiliyoruz. Biraz daha "neden yenildiler" ve "yenilgileri nasıl bir iz bıraktı" çalışması gibi. Antigone ise tam bir klasik, herhalde bilmeyen yoktur. Antigone'nin karakteri bir yana, tragedyada siyasal bir çatışmayı görürüz: kadim yasayla yeni devlet yasasının karşılaşması. Bir tarafta Kreon kent devlet düzenini korumaya çalışır, diğer tarafta Antigone eski yasaya ve adalete gönderme yapar. Tarafsız bir göz her iki tarafın da kendince haklı olduğu çıkarımını yapacaktır. Böylece etik bir ikilem ortaya çıkar. Yalnızca başkaldıran Antigone değil, düzeni korumaya çalışan Kreon -cinsiyetçiliği bir yana- da etkileyici bir figür olarak karşımızda belirir. Elbette Antigone'nin direnişi takdire şayan, fakat beni en çok etkileyen bu ikilem oldu tekrar okuduğumda.
Persler - AntigoneAiskhylos · Mitos Boyut Yayınları · 2011185 okunma
Puan vermedi·56 syf.··
2026 27. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 16:48
Okuması en leziz tragedyalardan biri, çok akıcı ve dehşetli. Sophokles bu işi biliyor. Oidipus'un bence en ayırt edici yanı, gerçeğin felaketi olabileceği ihtimalini sezinlemesine karşın yılmadan onun peşinden koşmasıdır. Nitekim yüzleştiğinde de ilk yaptığı şey bilmeden yaptıklarının sorumluluğunu alıp kendisini cezalandırmak olur. Bu haliyle gurur duyulacak, örnek teşkil eden bir karakter. Haricinde, bu eserde de yine siyasal izler bulmak mümkün: "Adaletsiz krala boyun eğilmez. (...) Bu kent yalnız senin değil." (s. 24). Kentin hükümdarın malı değil, yurttaşların ortak malı olarak görülmesi bugün bile içselleştiremediğimiz bir değer. Meşruiyetin güçten değil adaletten gelmesi vurgusu da oldukça önemli.
Kral OidipusSophokles · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201911,3bin okunma
Reklam