Zaman diye bir şey olmadığını, kalbin saatinin yalnızca olmuşla olmamışa ayarlandığını böylece anlamıştım. Evet, olmuşsa bir defa, sahiden olmuşsa, zamanı ne fark ederdi? Kalpte bir yıl bir saniye, bir saniye bir ömür demek değil miydi?
İki insan neden tanışmak ister? Birbirinden nefret etmek için mi? Kim sahiden tanıdığı birine sempati besleyebilir ki? Yakınlaşmak için ve uzaklaşmak pahasına tanışıyorduk işte. Sonunda ölmek için yaşayan herkes gibi.
Ben senin sınırlı gövden ile
beni sonsuz sarmanı diledim.
Uykum seninle kışın kolları arasında
devrilerek dönerek tamamlansın,
içimde kuzeyin kuşları sussun istedim.
Kışı ve kışın kalbimde ağırlaşan meyvesini,
çiy düşmüş, soğumuş, donmuş bir dili
hatırlamak için
beni büyüleyen o kimyanın boşluğunda
durup yalvardım:
Beni bu siyah boşluğun içine bırakma,
derin bir zaman istedim senden, ama
bana onu verme! Ne kışa ne yaza uygun
kalbim, çatlat aramızdaki donmuş dili,
yokluğunun sebebini anlatamadım kendime,
yokluğun ne vakittir karlı bir tepe gibi
içimde.