Barışı tesis etmek amacıyla toplanan galip devletler, “devletlerin kendi kader tayin etmeleri” uydurması altında, yenilen devletlerin topraklarını kendilerince harita üzerinden paylaşarak gerçekte onların kaderlerini tayin ediyorlardı! El ele, kol kola, davetler paylaşılarak, şampanyalar içilerek, tiyatrolara gidilerek neşe içinde sürüp giden sözde paylaşım çalışmalarından, “kendi kaderini tayin hakkı” prensibine bel bağlayan Osmanlı da nasibini aldı ve Vahdettin ile sadrazamı Damat Ferit Paşa’nın çok güvendiği İngilizler, politik ağırlıklarını Yunanistan lehine koyarak bu devletin İzmir’i işgal etmesine onay verdiler. gerekçe de açıktı: Mudanya Mütarekesi'nin 7.maddesi, yani “itilaf devletlerinin güvenliklerini tehlikede gördükleri her stratejik noktaya işgal etme hakkına sahip olmaları”!! Musul, Kerkük, İskenderun ve Osmanlı toprağının diğer bazı önemli kısımları da bu maddeden hareketle işgal edilmemiş miydi? işte sıra şimdi de İzmir’e gelmişti. Ne de olsa İzmir ve yöresindeki Rumlar tehlike ve tehdit altındaydılar. Zira Türkler onları katlediyordu!! İşte bu uydurma gerekçeyle beraber, daha Canakkale Savaşı sırasında İngiltere’nin yanında savaşa girmesi şartıyla Yunanistan’a peşkeş çekilen İzmir ve havalisi, sonunda konferansın yıldızı olan Venizelos’un, günde 15 saat çalışarak İngilizleri yanına çekmesi, İtalyanları saf dışı bırakması, Fransızları ikna etmesi sonunda, 4 yıllık bir gecikmeyle de olsa, artık Yunanistan’ın oluyordu.
İzmir’in işgali sorunun çok önemli olan bu stratejik boyutunu Paris Konferansı'nda halleden İngiltere, çok iyi biliyordu ki, pratikte karşılaşılabilecek güçlükleri yenmesi çok daha kolay olacaktı. Zira payitahtta, kendisini, tahtını ve hatta hayatını kurtarabilmek için”hilafet makamına sıkı sıkıya sarılan ve “halifeliğin sadece müslüman