"Deneyeceğim Hasan, ama ölürsem ne olacak? Yazmak beni öldürecek."
"Seni öldüremez. Zannettiğinden daha güçlüsün. Anılar öldüremez. Dayanamayacağın kadar acıtır, belki. Ona direnebilirsek de bizi içine çeken boğucu bir dehlizden, üzerinde yüzdüğmüz bir denize dönüşür. Mesafeleri katedebiliriz. Ona hükmeder kendi irademiz kabul ettiririz."
"Savaşta insanlar Rabbimizin bizi yarattığı gibi davranamazlar" dedi. "Mizaçlar altüst olur, denge şaşar. Dağılan tek şey üst baş olmaz, kalpler de darmadağın olur."
Savaş sana çok şey öğretir. Bunların ilki, duyu yetinin keskinleşmesi ve ateş atıldığı yerin yönünü tayin edebilmek için dikkat kesilebilmendir. Sanki bedenin, içinde pusula olan büyük bir kulağa dönüşmüş gibi dört yönü belirleyebilirsin. Ya da beş yön çünkü artık gökyüzü de sana ölüm getirebilecek yönlerden birisi olmuştur. İkincisi; bir miktar teslim olup ancak ölçüyle korku yaşamandır. Sadece yeteri kadar. Korkun bundan zerre miktarınca artacak olsa gereksiz yere evini terk edip gitmek zorunda kalırdın, oysa şehrin diğer yanında da bombardıman var. Yine aynı şekilde korkun, zaman içinde bedenini yok edinceye kadar yiyen habis bir hastalığa dönüşürdü. Yine korkun zerre miktarınca azalacak olsa bu sefer de merdivenlerden sığınaklara inmek veya balkon ve pencerelerden uzakta merdivenlerde oturmak konusunda aceleci davranamazsın. Füze seni böylece göz açıp kapayıncaya kadar öldürür. Çünkü bomba oturduğun caddeyi belki de yaşadığın evi hedef almıştır...