Doğa bizim azla yetinmeyle ilgili sözlerimizi hesaba katsaydı, hiçbir ırmak denizi aramaz, hiçbir kış bahara dönüşmezdi. Ve yine doğa, tutumluluk hakkındaki sözlerimizi dikkate alsaydı, içimizden kaç kişi hâlâ solunacak hava bulabilirdi?
Burada herkes nasılsa öyle var oluyor, ama kimse şu anda olduğu gibi var olmak istemiyor. Benim eğlenceli tiyatro sandığım şey, işte bu bitmek tükenmek bilmez sahtekarlıklar süreciymiş.
...Bütün bunlar yaşamın parçası değil mi? Bence bu ufak tefek sorunlarla baş etmek için ödenen bedel, onların varlığını inkar etmekle ödediğimiz bedelden daha az.
Meçhul ümitlerle inanmadığım an, beni kurtaracak şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum. Ümit etmek bile az. Emin olma ihtiyacı. Yalancı geleceğin şüpheli vaatlerine değil, teminata ve senede ihtiyacım var. Halbuki o vaat bile etmiyor ve kendisine beni nasıl karşılayacağını sorduğum vakit, korkunç bir dilsizlikle susuyor.