"Bu yaşıma gelene kadar öğrendiğim en muazzam şey, tepkisiz kalabilmek. İnanılmaz kırılmış, şaşırmış ya da üzülmüş olsam bile her şeyin olabilirliğini, herkesin, her şeyi yapabileceğini kabullenmek."
Tarih boyuncan insanlar hiçbir zaman eşit olmamıştı. Ama son dönemde sınıflar arasındaki fark çok daha büyük boyutlara ulaşmıştı. Çoğu ülkeden daha fazla paraya ve güce sahip şirketler ve aileler vardı. Dünyadaki tüm gelirin neredeyse yarısı, nüfusun sadece %1 lik kesiminin elinde yer almaktaydı. Bu görülebilecek en büyük adaletsizlikti. Noah'ın bu adaletsizlik konusundaki düşüncesi çok basitti. Dünya denen masada iki tabak vardı. Masanın bir ucunda oturan tek bir kişinin yediği tabak ile diğer ucundaki doksan dokuz kişinin yediği tabağın boyutu ve içindekiler aynıydı. İşte sayılar burada anlamını yitiriyordu..
...
Tüm sahip olduklarına rağmen hala daha fazlasını isteyen %1lik kesim adeta dünyanın kanseriydi ve gezegenimizi büyük bir hızla ölüme sürüklüyorlardı çünkü var olan hiç bir hedefleri yoktu. Sadece büyümek için büyüyorlardı. Noah'ın çok sevdiği bir söz vardı: "Doğa insanın ihtiyaçlarını karşılar, açgözlülüğünü değil." Hiçbir ekosistem bu açgözlülük karşısında dayanamazdı.
Yeryüzündeki en müthiş beyinlerden birine ve tüm teknolojik imkanlara sahip olan Noah'ın, zaman denen fenomen karşısında yapabileceği hiçbir şeyinin olmaması en büyük lanetiydi. Bu kadar adaletsiz bir gezegen üzerinde, doğru dürüst işleyen tek adalet mekanizmasıydı zaman. Dünyanın en güçlü insanı ile en güçsüz insanını aynı sınıfta tutmayı başarabilen müthiş bir öğretmendi.