Hayat dediğin başka nedir zaten? Ben şuna inanıyorum ki üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız.
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?
İnternet'te yeni bir kitap için araştırma yaparken rastladım ve tavsiyeler sonucu aldım. Çin Edebiyatı'na ait okuduğum ilk eserdi. Yazarın akıcı ve anlaşılır bir dili olduğunu itiraf etmem gerek. Hızlı bir şekilde okudum. Kitabı sevdim fakat aşırı derecede etkilenmedim.
Kitapta Fugui'nin hüzün dolu, zorlu yaşantısına tanık oldum. Yer yer olan olaylar beni sıktı ve kahramana çok kızdım. Hikayesinde daha kötü ne olabilir, ne yaşanabilir dedikçe daha kötüsü oldu. Başına gelmeyen kalmadı diyebilirim. Kahramanın tek beğendiğim özelliği hayatındaki tüm zorluklarına rağmen yaşama tutunmasıydı. Mesaj çok açıktı: Her şeye rağmen hayat devam ediyor.