​65. "....İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir." Kuran pencerisinden bakıldığında kütleçekimi, atmosfer basıncı veya merkezkaç kuvveti gibi fiziksel yasalar kendi kendilerine var olmamıştır. Sünnetullah dediğimiz bu kuralları koyan ve onları her an işler halde tutan doğrudan yaratıcının kendisidir. Dolayısıyla Allah’ın koyduğu yerçekimi yasası sayesinde gök cisimlerinin dengede kalması, bilimsel olarak bir "fizik kanunu" iken, teolojik olarak "Allah'ın o kanun vasıtasıyla göğü tutması" anlamına gelir.
Sayfa 341 - Hac suresi
Alıntı
Wouv..
88. "Rahman, çocuk edindi dediler." 89. "Yemin olsun ki, çok kötü, çok ağır bir iddiada bulundunuz." 90. "Bu sözden dolayı, az daha gökler çatlayacak, yeryüzü yarılacak, dağlar yıkılıp gidecekti." 91. "Bütün bunlar, onlar Rahman'a çocuk isnat etti diye olacaktı." Kainatın canlı ve bilinçli bir varlık olduğunu çokça kuranda geçen ifadelerden biliyoruz. Ama bu öyle bir ayet ki o iddiaya fıtraten verdikleri tepkilerinden bahsediyor. Yaratıcılarına yapılan bu derece büyük bir iftira Allah'ı savunan kainatın, gösterdiği fıtri bir reflekste infial olmuştur. Ancak Allah’ın merhameti, sabrı ve koyduğu düzen (sünnetullah) bu tepkilerinin gerçekleşmesine engel olmuştur... Wouv
Sayfa 312 - Meryem suresi
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Günümüzde "yaratma" kelimesi sıkça ve gelişigüzel kullanılmakta, "kargaşa yarattı", "fitne yarattı" gibi ifadelerle Allah'tan başkasına isnat edilmektedir. Oysa yaratma fiilini -lafzen bile olsa- Allah'tan başkasına nispet etmek asla doğru değildir. Mutlak Hâlık (yaratıcı), yalnızca Allah'tır. ﷻ
Sayfa 30
Alıntı
Günümüzde deizmin küresel ölçekte yaygınlaşması, bu metodolojik dersi daha da değerli kılmaktadır. Deizmin “müdahalesiz Tanrı” ve “kapalı evren” tasavvuru insanı kozmik bir sessizliğe mahküm ederken; nübüvvet öğretisi Tanrı'nın irade, ilim ve kelâm sıfatları üzerinden evrenle kurduğu sürekliliği temellendirmektedir. Bu düzlemde vahiy, aklı devre dışı bırakan harici bir otorite değil; aklın sınırlarında beliren ve insanın anlam ufkunu genişleten bir rehberliktir. Dolayısıyla çağdaş kelâmın görevi savunmacı bir apolojiye hapsolmak değil; Gazzâli'nin işaret ettiği “külli ilim” vasfını yeniden kuşanarak fâil-i muhtâr Tanrı, âdet/sünnetullah eksenli açık kozmoloji ve akıl-vahiy dengesi üzerine kurulu teorik mimariyi çağdaş bilim ve felsefenin verileriyle yeniden üretmektir. Netice itibarıyla nübüvveti savunmak, yalnızca kutsal metinleri müdafaa ermek değil; modern insanın maruz kaldığı ontolojik yalnızlık ve anlam krizine karşı Yaratıcı ile yaratılan arasındaki irtibatın rasyonel ve varoluşsal zeminini inşa etmektir. Bu perspektifte nübüvvet, kelâmi yapının tali bir unsuru değil; evrenin açıklığına, insanın anlam arayışına ve Tanrı'nın failliğine dair sistemin kilit taşıdır. Akıl ile vahyin, varlık ile bilginin bu organik bütünlüğü; deizmin pasif Tanrı anlayışına karşı sunulabilecek en güçlü metafizik alternatiftir.
Sayfa 161·Kitabı okuyacak
1000Kitap
İnsanda itaat ve isyan hürriyeti
İnsanların, deliller ne kadar güçlü olursa olsun, peygamberlerinin davetini kabullenmede, iyilik ve hidayet yollarını algılamada çeşitlilik göstermesi Sünnetullah'tandır
Sayfa 15
Din
Oysa burada çok temel bir Sünnetullah gerçeğine aykırı bir düşünce vardır: Allah hiçbir zaman bir kulunun hayatını, başka bir insanın salt varlığı yüzünden karartmaz. İmtihanın doğası böyle değildir. Bir insanın başına gelen problemlerin kaynağı, çoğu zaman kendi tercihleri, kendi hataları ve kendi zaaflarıdır. Bu yüzden Kur’ân insanı sürekli kendini sorgulamaya davet eder. Suçu başkasında, özellikle de başkasının varlığında aramak ise şeytanın insana empoze ettiği düşüncenin ta kendisidir. Kişi kendi iç dünyasındaki problemi fark etmek yerine onu dışarıya yansıtır. Böylece hem gerçeği göremez hâle gelir hem de masum birini hedefe koyar. Yusuf’un ağabeylerinin yaşadığı tam olarak budur.
Sayfa 87·Kitabı okuyor