ışıklar sürekli açılıp kapanıyor. yaşları, yüz on dokuzuncu element olarak gözlerinden ahşap laminent zemine yağıyor. bir yıldızın ölürkenki uğultusunda, ilk kez uyuya kalıyor. çok öldüğünü anımsıyor dahasında ama hiçbir yerinde kan yok kağıtta gördüğü ismi eskiz defterine çiziyor. mürekkebi ortadan ikiye bölüyor bazı nüfustan düşülen yıldızlar bir dilek olarak tutuluyor. Batuhan Dedde
Ücretli öğretmen olarak çalıştığım okulda branşımda üç ücretli öğretmen olarak çalışıyoruz. Bir kadrolu öğretmene verilecek maaş üç öğretmene dağıtılıyor. Kadrolulardan daha da fazla kağıt okumamıza hatta bazı kadrolu hocalardan ders anlatımı ve öğrenciyle iletişimimin daha güçlü olmasına rağmen. (evet bu konuda biraz ego kasmış olacağım çünkü gerçek bu.) Öte yandan aile kurumunun çöküşünden, azalan nüfustan, tek kişilik hane halklarından dem vuruluyor. Çeyiz yardımı, bilmem ne yardımı vs yapılacağı söyleniyor. Gençlerin önüne zaten uzun yıllar süren eğitim hayatından sonra hala ek eğitim getirmek ve bu eğitimleri de büyükşehirlerde yaparak öğretmenlik görevini icra etmek isteyen insanları göçe zorlamak büyükşehirde asgari ücretle geçime zorlamak, sonra da kalkıp evlilik yaşının gecikmesinden bahsetmek trajikomik bir durum. Eğitim süresi kısalacak deniyor ek eğitim ek sınav vs getirilerek ne kısaltılıyor anlayamıyorum. Çelişki üzerine çelişki, komedi üzerine komedi... Şuna ücretli çalışma süresini artırarak yasal kölelik sisteminim süresini uzatmak istiyoruz deyin. En azından ikiyüzlü gözükmessiniz...
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yalnızlık!
Çıktığımız yolun kutlu olduğuna inandığımızdan, Yolda etraftan birkaç ses duyunca, Bıraktık galiba yalnızlığı arkamızda, Artık en az üç kişiyiz diye düşünmüştük... Düşünce inanca, inanç da dile inmeden, Tekrar sessizleşti bir anda her yer. Hiç âdetimiz değildi bizim, Sağımıza, solumuza ve arkamıza bakmak. Çünkü öyle öğrenmiştik yiğitlerden, "Kim var diye bakma sağına, soluna ve arkana, Doğru inandığın yolda dimdik yürü" diye... Belki de ondandır yalnız kaldığımızı anlayamamışız. Bedenimizi bir, aldığımız nefesi iki zannederken onu da geri verdiğimizi unutup üç kişiyiz diye saymışız... Halbuki kala kala tek biz kalmışız... Anlayacağın gardaşım! Kendimizi zeki zanneden, Aslında bir garip safmışız. Olsun biz böyle de mutluyuz. Duruştan taviz vermedik diye gururluyuz... Aldığımız nefese bile eyvallahımız yok, Versek de vermesek de, Ona tamah etmeyecek kadar da onurluyuz... Ves'selâm...
Duygu ve Düşünce
Türk Düşüncesinde Izdırap /Azap
Izdırap, insanda kalbin varlığına ilk alâmettir ve onun dost gibi karşılanması kalbin şaheseridir ( Nurettin Topçu )Azap iki nokta arası bir tüneldir ve ne mutlu onun çıkış noktasından güneşi batmaz aydınlığa geçebilenlere! ( Necip Fazıl Kısakürek )   İnsanlığın büyük hareketlerini yansıtan ızdıraptır. Dinler ve sanatlar, tarihin kaydettiği parlak medeniyetler ızdırabın şaheserleridir. Peygamberler ümmetlerinin ızdırabını yüklenerek kurtuluş vaadini Allah’tan getiren büyük muzdariplerdir. Büyük sanatkârlar da dünyanın bahtiyarları değillerdir. Yunus’tan Âkif’e, Fuzûlî’den Dostoyevski’ye kadar bu insanüstü kâfilenin sahip olduğu büyük ve âdeta ilâhi imtiyaz, onların büyük ızdıraplarıdır. ( Nurettin Topçu )   Modern dünyanın konforu içinde ruhunu kaybeden insan, metafizik bir azapla sarsılmadıkça kendine dönemez. Izdırap, kalbin pasını silen en mukaddes çekiçtir. ( Sezai Karakoç )Benim ızdırabım, dünyanın gidişatına boyun eğmeyişimin cezası değil, insan kalabilmek için ödediğim asil bedeldir. Azap çekmeyen bir bilinç, etraftaki çürümeyi idrak edemez. ( İsmet Özel )   Müslümanca düşünme melekelerini yitiren bir toplumda, bu sığlaşmayı ve köksüzleşmeyi derinden hissetmek entelektüel bir azaptır. Bu ızdırap, ümmetin yeniden kök salması için gereken fikrî tohumdur. ( Yusuf Kaplan )Biz, acıyı ve ızdırabı alnımızın ortasında bir şeref madalyası gibi taşırız. Kalbi ürpermeyen, dünyadaki zulüm karşısında içi sızlamayan bir insanın Müslümanlığı eksiktir. ( Cahit Zarifoğlu )Bizim acımız ümmetin acısıdır. Mescid-i Aksa prangalar altındayken, bir şairin konforlu bir huzur araması en büyük azaptır. Gerçek sanat, bu ızdırabın kalbe batıp duran iğnesinden doğar. ( Akif İnan )   Dünyada geriye doğru İnsanlığın biriktirdiği her şeyden biraz, Biraz dedimse çok fazla çünkü ölçemiyorum Artık olmayan şehirlerindeki Artık olmayan
1000Kitap
Âlimin yanında dilini zenginin yanında keseni tut
Değerli Dostlar, Eskiler bizlere, hayatın karmaşasında kaybolmamamız için bir pusula bırakmışlar: "Âlimin yanında dilini, zenginin yanında keseni tut." Bu atasözü ilk bakışta sadece bir nezaket kuralı gibi görünebilir. Ancak derinine indiğimizde, karşımıza muazzam bir yaşam stratejisi çıkar. Anlamı şudur: Bir bilginin yanındaysan sus ki senin küçük bilgin onun deryasına engel olmasın; öğrenesin. Bir zenginin yanındaysan gösterişten kaçın ki ne kibrin esiri ol ne de varlık yarışının gölgesinde ezil. Kısacası bu söz; insana girdiği her ortamda ölçülü davranmanın hayati önemini hatırlatır. 1. Ölçülü Davranmanın Ölçütü Nedir? Ölçülü davranmanın ehemmiyetinden yola çıkarak kafamı kurcalayan şu sorunun peşine düştüm: Ölçülü davranmanın ölçütü nedir ve kime göredir? Ölçü, sabit bir cetvel değildir. Ölçü; insanın kendi sınırlarını, karşısındakinin ise makamını doğru okuma yeteneğidir. Buradaki ölçüt; korku değil vakar, eziklik değil haddir. Antik dünyada Protagoras, "İnsan her şeyin ölçüsüdür" derken aslında bize bir sorumluluk yüklemişti. Ölçü, insanın kendisine göredir; ama sadece kendi terazisindeki kefeleri dengede tutabildiği sürece. Eğer teraziniz kibre ayarlıysa ölçünüz sapar; eğer teraziniz aşağılık kompleksine ayarlıysa ölçünüz yine şaşar. Ölçülü davranmanın şaşmaz ölçütü, insanın kendi ağırlığını her türlü güç ve bilgi karşısında sabit tutabilmesidir. 2. Sadi-i Şirazi: Kelamın ve Mevcudiyetin Dengesi Şarkın bilge sesi Sadi-i Şirazi, bu dengeyi koruyamayan insanın düştüğü acziyeti Gülistan adlı eserinde şöyle mühürler: "İki şey akıl hafifliğini gösterir: Susulacak yerde konuşmak, konuşulacak yerde susmak." Şirazi’ye göre mesele sadece bir kelam meselesi değil, mevcudiyeti doğru konumlandırma sanatıdır. Tıpkı âlimin yanında dilimizi, zenginin yanında kesemizi tutmamız
Duygu ve Düşünce
Yerel piyasada oyunun kuralları genellikle Hakediş-İhale-Sermaye Transferi üçgeninde dönüyor. Türkiye'de teknoloji şirketi olmak, genellikle "Dünyada icat edilmiş olanı, yerel kamu mevzuatına en hızlı şekilde entegre etmek" anlamına geliyor. Yani OpenAI'nin yaptığı gibi bir temel bilim keşfi değil, o keşfin devlet kurumlarında kullanılabilir arayüzünü (GUI) yazmak asıl parayı getiriyor. Siyasi rüzgârı arkasına alan şirketler, kamu ihaleleriyle bilançolarını hızla şişirip borsada spekülatif ralliler yapabilirler. Siyasi dengeler değiştiğinde veya belirli bir isme yönelik iddialar yoğunlaştığında, bu şirketlerin kamu ihalelerinden dışlanma ihtimali hisse üzerinde sert satış baskısı yaratır. Eğer bir şirket enerjisini temel bilim üretmeye değil, "doğru kapıları çalmaya" harcıyorsa, o şirketin kârı teknolojik bir buluştan değil, bir "kaynak transferinden" geliyordur.
1000Kitap