Egemen sınıfın dilini ve jargona yüklediği ideolojik anlamları tarafsız bilimsel veriymiş gibi kabul etmek yapılan en büyük hatadır. Kapitalist dünya-sistemi (küresel pazar) her yeri kaplamışken, sosyalist bir odağın kendi sınırları içine hapsolarak ilanihaye hayatta kalması matematiksel olarak imkânsızdır. Sermaye, doğası gereği sürekli genişlemek, yeni pazarlar ve hammadde havzaları yutmak zorundadır. Bu evrensel akış karşısında alternatif bir sistemin (sosyalizmin) kendini koruyabilmesinin tek yolu, küresel ölçekte üretim ilişkilerini değiştirmektir. Dolayısıyla, devrim ihracı veya enternasyonalist dayanışma, sermaye sınıfının iddia ettiği gibi "imparatorluk kurma iştahı" (yayılmacılık) değil; sistemin kendini sermayenin yutucu dalgalarına karşı koruması için geliştirdiği yapısal bir metabolik reflekstir. Devrim genişlemeyi bıraktığı an, çevreleme doktriniyle boğulmaya mahkûmdur ki nitekim tarihsel süreç de bu deterministik yasayı doğrulamıştır. Sermaye sınıfı, kendi sömürgeci hamlelerini, pazar işgallerini ve darbelerini "serbest piyasa, demokrasi, küreselleşme" gibi steril ve meşru kavramlarla ambalajlar. Buna karşılık, bu hegemonyayı kırmaya yönelik her karşı-hamleyi, her ideolojik bariyeri "saldırganlık" veya "yayılmacılık" olarak etiketler. Bu, Gramsci’nin bahsettiği kültürel hegemonyanın dile yansımasıdır; kelimelerin mülkiyeti de sermayededir. Afganistan müdahalesi (1979), bu kavramsal çarpıtmanın en somut örneğidir. Dönemin ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski’nin yıllar sonra bizzat itiraf ettiği üzere; ABD, "Yeşil Kuşak" stratejisiyle Sovyetler’in güney sınırında radikal unsurları besleyerek bilinçli bir provokasyon yürütmüştür. "Sovyetler’e kendi Vietnamlarını yaşatmak için gizli operasyonu başlattık ve onları bu tuzağa çektik." — Z.
Tarih
Mustafa Kemal'in emriyle Anadolu'ya silah kaçırmak için İstanbul'daki gizli cemiyete katıldı. Yakalanınca: Tüm dişleri çekildi. Tüm tırnakları söküldü. Ayak tabanına çivi çakıldı. 22 gün darp edildi. Buz dolu havuzda çıplak bekletildi. İdama mahkum edildi. Ama asla konuşmadı. Kara Salih Çavuş'un hikayesi Siirt'te başlıyor. Hiperaktif, hareketi, kabına sığmayan zeki bir çocuk olmasına rağmen, kendi deyimiyle "sakalı uzun aklı kısa" hocasından arkadaşları önünde dayak yeyince onuru kırılıyor. Okulu bırakıyor. Bir daha da gitmiyor. İlerleyen yıllarda Balkan Savaşları'na gönüllü olarak katılıyor. Dünya Savaşı çıkınca er olarak Çanakkale'de görevlendiriliyor. Mustafa Kemal'le yolları ilk defa orada kesişiyor. Onun emrinde Arıburnu'nda süngü hücumu yapıyor. Onu o kadar sevmişti ki, "Öl dese ölürdüm" diyor. Kara Salih Çavuş'un kaderi 1916'da gönderildiği Sina cephesinde değişiyor. Çanakkale'den beri yanından ayırmadığı silahının kabzası bir gün bozuluyor ve tamire veriliyor. Atış talimi sırasında yeni silahından şikayet ediyor. Komutanı sebebini sorunca "Kurşunu hedefe vurmak için nefsime güvenim var amma buna yok" diyor ve meseleyi anlatıyor: Çanakkale'den beri kullandığım, huyunu suyunu bildiğim silahımda bir bozukluk olmuştu.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
SEN AYA ÇIK DA İSTERSEN SOL AYAĞINLA ÇIK!
Kenan Demirtaş Hoca'nın kavramlar üzerine yürüttüğü o kıymetli çalışma sırasında farkedip anlattığı birşey vardı: "İnayet kısaca "nizam" demektir." Tabii kendisi bu keşfini nurculara bile anlatmakta zorlandı. Çünkü alışıldık manası şu idi: "İkram, yardım, ihsan, lütuf, iyilik, bağış..." Halbuki alıntı da yapıyordu: "Sâniin vücut ve vahdetine işaret eden delillerinden biri de inayet delilidir. Bu delil, kâinatı ve kâinatın eczasını ve envâını ihtilâlden, ihtilâftan, dağılmaktan kurtarıp bütün hususatını intizam altına almakla kâinata hayat veren nizamdan ibarettir." ... Ama bu yazıyı okuyanlar, belki nizamın neden 'inayet' olduğuna da bir işaret bulacaklar. Uyarmadan yazıya girmeyeyim dedim. Uyardık. O zaman başlıyoruz. Bismillah. Başrollerini Kelly Macdonald ve İrfan Han'ın paylaştığı Puzzle filmi hakkında daha evvel bir yazı karalamıştım. [...] (Başlığı da şu: Gidecek bir yerin kaldıkça bir yere gitmezsin.) Macdonald'ın, satışa çıkardıkları gölevinin önünde, "Eskiden burası var diye her tatilde buraya geliyorduk. Başka hiçbir yere gitmedik. Şimdi ne olacak?" gibilerinden konuşan oğluna verdiği cevap üzerine söyleşiyorduk: "Gidecek bir yerimiz varken hiçbir yere gitmiyorduk. Şimdi gidecek bir yerimiz yok. Bir yere gitmek zorunda kalacağız. Bir şey yapacağız. Bir şey ya da birisi olacağız." Yeri gelmişken yazının âhirine bıraktığım "not"u da tırnaklayayım: "Bu filme dair şu yazdığım yazı "ibret alınması gereken" kısmına dairdi. Bir tane de "dikkat edilmesi gereken"e dair yazmayı düşünüyorum. Çünkü film aynı zamanda "belirsizliğin bereketi" üzerinden bir parça ateizm-hedonizm propagandası yapıyor. Onu ikinci yazıda konuşalım inşaallah. Tevfik ise Allah'tan." Zaman geçti. Havam dağıldı. Yazamadım. Ve İrfan Han öldü. Filmi/yazıyı yeniden hatırladım. Sonra
Tefekkürât
Teknoloji Dünyası Nasıl Kötücül Hale Geldi?
🔥Bir zamanlar halka güç veren karşı kültür idealistleriydiler. Bugün ise açgözlü tekelciler haline geldiler. Devlet tarafından herhangi bir şekilde dizginlenmektense demokrasimizi yok etmeyi tercih edecek durumdalar. Ve durdurulmaları gerekiyor. I. Şu Deccal Saçmalığı Amerikan teknokrasisinin yükselişini yirmi ikinci yüzyılda inceleyecek tarihçiler, bu dönüşümün zirvesini Peter Thiel’in Eylül ve Ekim 2025’te San Francisco’daki Commonwealth Club’da verdiği dört konferansta bulabilir. Thiel’in serveti 29 milyar dolar. Kendisi veri madenciliği devi Palantir’in yönetim kurulu başkanı ve PayPal’ın kurucularından biri. Bu tarihçiler, Amerikan teknokrasisinin garajlarda tuhaf icatlarla uğraşan, Whole Earth Catalog okuyan neşeli tiplerden Philip K. Dick kehanetlerini hayata geçiren karanlık oligarklara dönüşümünü izlerken, o dört konferansa özel bir yer verebilir. Konferansların konusu Deccal’di. Thiel şöyle açıklıyordu: “On yedinci, on sekizinci yüzyılda Deccal, bir Dr. Strangelove olurdu; bu türden kötü, çılgın bilim yapan bir bilim insanı.” Thiel konuşurken dışarıda onlarca protestocu yürüyordu. Bazıları şeytan kostümü giymişti. Ellerindeki pankartlarda “Son Yakın / Palantir Yoldur / Thiel Yolu Gösteriyor” gibi ifadeler yazıyordu. Thiel devam etti: “Yirmi birinci yüzyılda Deccal, bütün bilimi durdurmak isteyen bir Luddit’tir. Greta ya da Eliezer gibi biridir.” Greta, İsveçli iklim değişikliği aktivisti Greta Thunberg’di. Eliezer ise Berkeley merkezli yapay zekâ eleştirmeni Eliezer Yudkowsky’ydi. __Sınıf savaşı bundan daha zıvanadan çıkmış hale pek gelemez. Amerikan plütokrasisi hakkında ne derseniz deyin, ekonomik çıkarını nadiren dinî bir zorunluluk olarak çerçeveler. Ama Silikon Vadisi daha masum günlerinde bile büyüklenmeye yatkındı. Yalnızca yeni bir
Makale|Yazı
İhalarımız sihalarımız var olsun Allahımız Yaratılan için yaratanı unuturken bulduk kendimizi. Zêmhêri @Sm1324 Türkiye’nin İnsansız Hava Araçları Tanır yaratılanı vurur düşmanı Unuttuk kendimizi ve milletimizi Kalkındıralım Yüce Türkün ulu kavmini Dünyanın en büyük adaletsizliğidir İlk önce sevdiklerimizi unuturuz Fakat ne kadar unutsakta Sevdiklerimiz bizi hep hatırlarlar Türk savunma sanayisi, yerli ve milli Ey Yüce Rab göklerin ve yerlerin hakimi Kıldığımız namazlarla ordumuzu sabit kıl İbadetlerimizle bizleri sana yaklaştır Türk ordusunu ateşten koru Namazlarımızla gelelim sana doğru Namaz bizi hayasızlıktan korur Hayasızlıktan korumuyorsa ibadetlerimiz Yapılan ibadetin zararı faydasından çoktur İşte insansız hava araçlarımız Var olsun imanlı ordularımız Sıkça söz ettiriyoruz adımızdan Bütün dünyaya bizi takip ediyor İhalar hedefi on ikiden vuruyor Ya Allah Bismillah Allahu Ekber Ya Rab askerimiz sana secde eder
Şiir
Şehadet kuşu Atak T 129 Aklı olan kafa tutmasın bize, En çetin cenklerden çıkarız düze. Hepsini bir dökmek için denize, Önümüze düşman katarız bizler.... -------HüznünŞairi (Ergül Nalbant) Çok teşekkür ediyorum. Aklı olan kafa tutmaz bu millete En çetin cenklerde kafa tuttuk aleme Al bayrağımız göklerde dalgalanır Bize savaş edenler dost değil düşmandır Askerimiz şehit olur göklere yükselir Atak T 129 Türkün taarruz kuvvetidir Dünya çapında bir taarruz helikopteri Türk Silahlı kuvvetleri Allah Allah diyor T 129 atak islam ordusuna güç katar En etkin taarruz helikopteridir göklerde Düşmanı denize dökeriz bizler Şehitlerimiz kuş olup göğe yükseldiler Şimdi dinle Türk helikopterinin sesini Allah Allah diyip yükseltelim islamiyeti Allahu Ekber dersek kazanırız zaferler Türk kuvvetlerinin hücum helikopteri Atak hem milli hem özgün Bizi Göklere yükseltecek Türk ordusu iman ile kıyama kalkacak Cihat meydanları tanısın pehlivanlarımızı Onlarki göklerin şehadet kuşları
Şiir