Suphi Eraslan

Suphi Eraslan
@suphistike
Arkadaşlar bu videoyu izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Şu stresli günlerimizde hepinize iyi gelecek ve keyifli zaman geçirtecek youtu.be/V0eL14ZJdKA
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
suphistike
Kant Saf Aklın Eleştirisi adlı eserinin girişinde "Kuşku olamaz ki tüm bilgimiz deneyimle başlar." diyor. Demek ki bilme yetimizin anahtar kavramı deneyim. Akılsal varlık, kendi verilmişliğinin o an ona sunduğu olanaklar çerçevesinde duyumsadığı izlenimleri anlama, anlamlandırma, kavramlaştırma, ilişki ve bağlantılar üretme gibi bir takım süreçlerden geçirerek bilgiler üretiyor. Bu tür deneyimlerde bilgisinin iki kaynağı var: İlki doğrudan doğruya öznel deneyimleri biçiminde dikkatini yönelttiği eşyanın kendisi. Diğeri ise, kendi dışında kalan özne veya öznelere tam bir güven duyarak onların sözleri ve yazılarını bilgi kaynağı olarak alması. Hegel, "Gerçek olan akılsaldır, akılsal olan gerçektir." diyor. Bu bağlamda, bilen özne, bilinen nesne ve nihayetinde ortaya çıkan bilgi üçlüsünde akılsal varlık olma olmazsa olmaz bir koşul oluyor. Burada benim altını çizmeye çalıştığım çekincem eşyayı algılamada belirli ve dar bir aralığa hapsolmamız. Bu sınırlılığın bize sunduğu olanaklar ölçüsünde akılsal varlıklar olarak eşya hakkında bilgi üretmeye çalışıyoruz. Yine bu sınırlılığın bize sunduğu olanaklar ölçüsünde eşya hakkında bir dil, bir gramer ve bir mantık geliştiriyoruz. Yani bu sınırlılığın dayatması nedeniyle hakikat filinin bacağını veya hortumunu vesaire tutup evet hakikat fili işte budur diyoruz. Öte yandan, titiz ve ödünsüz alıştırmalar, uygulamalar yoluyla çeşitli meditasyon yöntem ve teknikleri aracılığıyla içimizdeki bazı akılsal varlıklar bu sınırlılığı alabildiğince esneterek eşyayı algılama biçimini değişime uğratabiliyorlar. Aynı eşyayı deneyimleyen bizler ve o kişiler, çok farklı türden bilgiler üretebiliyorlar.
Felsefe
suphistike
Gecemizde araya birkaç dize şiir serpiştirelim: Aşklar yaşadım, aşklar taşıdım, hep keder tattım Şimdi aşkımlayım; eski aşklarımı eskiciye sattım. *** Yine gamlıyım bu gece, yine kederdeyim Geceler dert yumağı, bilmem hangi kaderdeyim? *** Mehtaplı geceler, ah o tatlı geceler Mehtapsız günlerde artık bana işkenceler *** Benim için bir rüyaydın, şimdi uyandım Uykusuz gecelerde renksiz derde boyandım
Şiir
suphistike
Az önce, okurken kendi ajandama not aldığım cümlelerden birini daha paylaşayım. Gerçi dün akşam paylaştığım dikkat çekici ve düşündürücü cümleye biraz benziyor ama, yine de kendine özgü bir biçemi ve ayrıntısı var. Cümle şöyleymiş: (...) Sistemler insanı köleleştirmiyor. İnsan, aklının en olmadık fakültesini ısrarla devrede tutarak, aslında kendi kendini köleleştiriyor. (...) Not: Aklının en olmadık fakültesinden kasıt, Kant'ın "teknik akıl" veya "araçsal akıl" dediği fakülte. Aklın bu fakültesi devrede olduğu sürece, insan sürekli bedensel haz veya maddesel yarar peşinde koşar.
suphistike
Bir insan kendi heves, düş, düşünce, inanç ve kanılarının kölesidir. Köleliğin temellerini, gerekçelerini ve dayanaklarını başka yerlerde aramaya gerek yoktur.