edebiyat tarihinin en riskli ergenlik aktivitesi
Gepetto Usta’nın atölyesinde, ergenlik hormonları tavan yapmış kuru bir çam odunu... Sürtünme katsayısının bu kadar yüksek olduğu bir süreç biyolojik/fiziksel çıkmaz pinokyonun ergenlikte alev almasıyla son bulur.... Paralel evrenden masallar dinlediniz.
Yine bir bitiş dönemindeyim. Yüksek lisansın son demleri... Bir yandan hemen bitsin istiyorum, bir yandan yeni bir serüveni seçmeye zorlanıyorum. Tahminimden uzun ve zorlu bir üç sene oldu. Maddi, manevi, ailevi, bireysel birçok olay beni pes etmeye zorladı. Bu yüzden uzadıkça uzadı süreç. Beni motive eden şeyi kaybedince, devamlılığı sağlayan o istek körelince, süründürdüm sanki kendimi yine. Biliyorum her şeyin bir nedeni var. Bugün saygı duyduğum, değer verdiğim birinden şu sözleri duydu kulaklarım: "Zordan kaçıyorsun gibi görünüyor."... Halbuki tam tersini yaşadım senelerdir. Son bir iki aydır sürekli nerede hata yapmış olabileceğimi bulmaya çalıştım. Tekrar aynı hataları yapmayayım ve ders almış olayım diye. Ve şunu fark ettim: 8 yıldır hep zoru seçmişim. Bu yüzden eğer varsa ömrüm gelecek planlarımda zoru değil de kolay ve huzur vereni tercih etmeyi istedim. Böyle olunca hemen bu durumun fark edilmesi bana çok ilginç geliyor. Sanki hayatımda hep savaşmam isteniyor gibi geliyor. Bakıyorum, savaşmadan da benim zorlayarak elde edemediklerimi elde edenler oluyor. Benim hatam belki hep savaşmak ve zoru seçmektir, diye düşündüm ben de. Bilmiyorum benim için en doğru yolu nasıl bulabilirim, bilmiyorum. Yine de güzel yanları oldu yüksek lisans yapmanın. En keyifli ve eğlenceli dönemler ders aldığım dönemlerdi. Okumayı seviyorum ne de olsa :). Bir de birkaç araştırma makalesi yayınlama fırsatım oldu. Benim için önemli bir artı olduğu söyleniyor, umarım öyledir. Umarım emeklerimin karşılığını alırım, umarım herkes emeklerinin karşılığını alır. Bir gün öğrendiklerimi paylaşacak ve anlattıklarımı dinlettirecek kıvama gelir miyim, bilmiyorum. Bundan sonra beni ne bekliyor hiç bilmiyorum.
Reklam
Şükür Defteri Oluşturmaya Ne Dersiniz?
​Geçenlerde harika bir bilimsel çalışmaya denk geldim: Yirmi insanı 21 günlük bir kampa alıyorlar ve her gün şükran duydukları 5 şeyi defterlerine yazmalarını istiyorlar. Süreç bittiğinde o insanların hayata çok daha olumlu baktıkları, hatta kan basınçlarının ve kalp ritimlerinin bile düzeldiği görülüyor. Bilim bize açıkça söylüyor: Şükretmek kalbe şifadır. ​Aslında bilimin bugün keşfettiği bu mucizeyi, bizler inancımızın ve hayatımızın merkezine taşıyabiliriz. Zaten Rabbimiz Sebe Suresi 13. ayette şöyle buyuruyor: “Ey Dâvûd ailesi! Şükür için çalışın. Kullarımdan hakkıyla şükredenler pek azdır.” ​Şükretmek sadece dilde kalan bir kelime değil; bir farkındalık, ruhun bir çabası. Biz de başucumuza küçük bir defter koysak ve her günün şifasını oraya not etsek ne güzel olurdu değil mi? Böylece hem Rabbimizin o "pek az olan" şükredici kullarından olabilmek için samimi bir adım atar hem de kendi ruhumuza ve bedenimize en güzel iyiliği yapmış oluruz. ​Çünkü kalpten taşan bir şükür, hem en güzel kulluk hem de insanın kendine verebileceği en zarif hediyedir.
1000Kitap
Dönüşüm
Her şey mutlak ve değişmez bir denge içinde olsaydı, hiçbir dönüşüm yaşanmazdı. Dönüşüm olmayınca da yaratılışın tecellileri görünmezdi. Birçok insan hayatının dönüm noktasını yaşarken bunun farkında olmaz. Bir ayrılık.. Bir hastalık.. Bir başarısızlık.. Bir kayıp... Bir hayal kırıklığı... ○ an sadece acı hissedilir. Fakat yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında çoğu zaman şu görülür: "Bugünkü benliğimi oluşturan süreç tam da orada başlamış: Çünkü bazı kırılmalar yıkmak için değil, yeniden şekillendirmek için gelir. Hayat bazen eski kimliğimizi korumaz. Onu DÖNÜŞTÜRÜR...
Hayata Dair
“Kadın ve erkek farklılıklarına rağmen eşittirler”
Prof. Dr. Nevzat Tarhan Kadın ve erkeğin beyin yapısı, ruhsal ve psikolojik yönden birbirlerinden pek çok farklı yönü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ancak iki cinsten birinin diğerinden üstün değil, iki cinsin bir elmanın yarısı gibi bir birini tamamladıklarını söyledi. Üsküdar Üniversitesi Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, son dönemlerde yoğun bir şekilde süregiden kadın-erkek eşitliği konusundaki tartışmalara açıklık getirdi. Tarhan, “Kadın Psikolojisi” isimli kitabında iki cinsi biyolojik ve psikolojik yönleriyle tahlil eden Tarhan, önemli ayrıntılara dikkat çekiyor. Son 10-15 yıldır nörolojik bilimlerdeki devrim ve genetik bilimlerdeki olağanüstü gelişmelerin kadın erkek farklılıklarını yeniden ele almayı zorunlu hale getirdiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan şu değerlendirmelerde bulunuyor. Kadına biçilen roller yeniden değerlendirilmeli “Birinci önermemiz, kadının biyolojisini göz önüne almadan onun için en uygun olanın tanımlanamayacağı gerçeğidir” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İkincisi, kültürel ve geleneksel aktarımların kadına biçtiği rollerin, günün verilerine göre yeniden tanımlanması gerektiği gerçeği. Üçüncü önermemiz, modernizmin getirdiği sosyokültürel değerlere rağmen ruh sağlığımızdaki olumsuz gidişatın kadın psikolojisi üzerindeki sonuçlarını gözden geçirmek gerekliliği. Dördüncü ise, kadına ikinci sınıf olmayı öneren erkek egemen kültüre karşı, kadın erkek savaşlarını teşvik eden feminizmin yanlışı yanlışla düzeltmeye çalıştığının kanıtlanması” dedi. “Ortalama erkek, ortalama kadından daha üstündür” düşüncesinin Aristoteles’in tezi olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Aynı tez materyalizmin teorisyenlerinden Nietzsche tarafından da savunuldu. “Peki, günümüze gelindiğinde bu durumun alternatifi nedir?
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e SELİM GÜRBÜZER Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir. Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim: “Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun. Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim. Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam
Reklam
Reklam