AMERİKA'NIN ORTADOĞU'DA NE İŞİ VAR?..
(...) Tam bu süreç içinde -1990 yılı- Salih Mirzabeyoğlu, o zamanın çok okunan İslâmcı yayın organı olan Cuma dergisine peş peşe üç mülâkat verdi. Bu mülâkatlarında, Saddam‘ın Kuveyt’i ilhakını destekliyor, mevcut iktidarı “İslâmcı kesimin reaksiyonları hesaba katılmadan girişilen taahhütler yanıltıcı olabilir” şeklinde uyarıyor ve “Amerika’nın Ortadoğu’da ne işi var?” diye soruyordu. (Söz konusu röportajlar ve krize ilişkin öngörüler için, Salih Mirzabeyoğlu’nun “Adımlar” kitabına bakınız.) İlk günlerde bu röportajların hiçbir görünür etkisi olmadı. Ne zaman ki ABD hava kuvvetleri Irak’a saldırdı, bir ânda neredeyse bütün İslâmcı camia ayağa kalktı. 25 Ocak 1991 günü, Cuma namazından çıkan kitleler yurt sathında sokaklara döküldü. Amerikan çıkarlarını savunan kolluk kuvvetleriyle çatıştı. Bitlis’te bir kişi şehid oldu. Türkiye bir ânda allak bullak oldu. (Daha sonra Salih Mirzabeyoğlu Tilki Günlüğü’nde bugünü “ihtilâlci çıkış” olarak değerlendirecekti.)
İŞKENCE, -Hukuk ve Hûk-, 5 Ağustos 2012, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
İşkence
Özellikle Afrika’da sömürgeciliğin yayılması, sanayi çağının ilk asker devrimleriyle aynı döneme denk geldi. Askeri silahlanma tekniği ve mermilerin hızı, 1850’li yıllardan itibaren askeri çarpışmaları “gerçekten insanlık dışı bir süreç” haline getirirken, önceki yılların toplarına, arkebüzlerine, yıldız kalelerine ve savaş filolarına, yavaş yavaş ve karmakarışık bir süreçte, uzun mesafeden kavisli atış yapan toplar, mitralyöz benzeri hızlı atışlı piyade silahları, hatta motorlu araçlar ve uçaklar eklendi.
Sayfa 39·Kitabı okuyor
Tarih
Reklam
Bir başka deyişle, çocukken ana-babaya karşı geliştirilen olumsuz duyguların üstünün kapatılmasıyla başlayan süreç, insanın giderek kendisine yabancılaşmasına ve sonunda kendisi olamamanın suçluluğunu yaşamasına neden olur. Varoluş suçluluğu denilen bu duygu, anlamlı bir yaşamı gerçekleştirememiş olmaktan kaynaklanır.
Alıntı
Yüzü silmek, belleği silmektir ve belleği silmek insanoğlunun karmaşıklığını, bütünlüğünü silmektir. Bedenleri tüketmek, hayatın yaratıcı gücünü yüzeysellik ve deneyimsizlik için hor görmek varoluşu bir süreç olarak görme düşüncesine yabancı olmak, ebedi anda yaşamak, kişisel kaprislerin ve başkalarının arzularının kurbanı olmak anlamına gelir. Zamanın akışını kabullenmediğimizde ne geçmişimiz, ne geleceğimiz olur; önümüzde açılan tek ufuk lunapark aynaları misali, kendi imgemizin sonsuz sayıda yansıdığı bir aynaya benzer. Yönümüz olmadan bir şuraya bir buraya savruluruz, gördüğümüz daima ve sadece daha zayıf, daha şişman, daha uzun, daha kısa kendimiz olur. Başlangıçta bu bize komik görünebilir ama zamanla bir kaygı doğar. Bu lunaparkın çıkışı nerededir, kimden yardım istenebilir? Bir aynaya çarparız ve kimse yanıt vermez bize. Bin taneyizdir, ama yapayalnızızdır.
Sayfa 82·Kitabı okuyor
Doğal seçilim tamamen akılsız bir süreç –öngörüsüz ve anlayışsız bir süreç– olmasına rağmen, öngörüye ve hatta bir parçasını oluşturdukları evren hakkında temel bir kavrayışa sahip zihinleri olan yaratıkların ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Sayfa 95·Kitabı okudu
Alıntı
…,”kimyasallar yoluyla uyunan uyku değil”. Unutmayın- beyninizin ve vücudunuzun bir sürü şey yaptığı etkin bir süreç uyku. İlaçlı veya alkollü uykuda bunların birçoğu gerçekleşmiyor ya da çok daha az gerçekleşiyor.
Sayfa 79·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam