“Biz her bir millete peygamber gönderdik” ayetinin, Türklük bilinci ve şuuru ile harmanlanmış hali; Bozkırın Sırrı: Türk Peygamber.
Üstüne çoğumuzun kafa yorduğu, araştırdığı bir meseledir, Türklere peygamber gönderilip gönderilmediği. Vaktiyle ben de bu konu üzerine çok kafa yordum ve araştırma içerisine girdim. Geçmişten günümüze gelen Türk Töresi olsun, günümüzde farkında olmadan günlük hayatımızda kullandığımız onlarca deyim, atasözü vs. olsun ortak noktası olan semavi dinlerin kural, yasak ve yaşam tarzı ile örtüşmekte. Yukarıda bahsini ettiğim ayeti de göz ardı edemeyeceğimiz için elbette ki bir(ya da birden çok) peygamber Türk toplumuna hak dini tebliğ etmiştir. Yazarımız da bu bahsi, gayet akıcı üslubuyla hem din hem anane duygularımızı okşayarak hikayeleştirmiş. Ortaya sıkılmadan ve bazı aydınlanmalar yaşayarak okuyabileceğiniz güzel bir eser çıkmış.
Kitaptan bağımsız, konuyla iç içe olan bir husus ki; Türk toplumuna inmiş olan peygamberin ya da peygamberlerden birinin Oğuz Kağan olma ihtimali hayli yüksektir. Bilindiği üzere Türk milleti, yaşam tarzı ve coğrafya sebebiyle yazılı bir tarih yerine sözlü aktarımı benimsemiştir. Sözlü aktarımda bizlere kalan yegane eserler ise destanlarımızdır. Destan, adı üstünde illa ki sözlü aktarıma maruz kalması sebebiyle abartma eklenip, değişimlere uğrayacaktır lakin kimse bu destanlara tamamen safsatadan ibaret diyemez. Misal vermek gerekirse; Oğuz Kağan Destanımızda, Oğuz Kağanı yüceltmek yüce bir şahıs olduğuna dikkat çekmek adına doğduğunda göğsünde kıllar olduğu, ayaklarının toynak gibi olduğu yönünde bazı tasvirler mevcuttur. Abartma olduğu ihtimali elbette ki çok yüksek olmakla beraber Oğuz Kağan’ın yüce bir şahsiyet olmadığını da göstermez.
Türk Töresinde Oğuz Kağan töre koyucu kabul edildiği ve bu törenini yasak