Bu kitabı ilk elime aldığımda kafamdaki taslak aynen şuydu
birbirine bağlılık yemini etmiş bir çift yüreğin hikâyesini okuycam ve sonra yok ki şimdilerde böyle aşıklar diye kısa süreli isyanda bulunucam aman ya yine beynimin en hücra köşelerinde dans eden o vıcık vıcık sevgi sözcükleri beliricekti
Ve okudum evet bir aşk vardı hem de kocaman bir aşk.insanın kendine olan güvenine emeğine ve kendinden olana sevgi ve merhamet dolu bir aşk vardı
Bir yolculukla başlamıştı Dr.Morgan'ın hayat dersi niteliğindeki hikayesi,herşeyin bir amacı vardı hiçbirşey rastlantı değildi. Aborjinlerle birlikte yaptığı bu dört aylık yolculukta kocaman bir ömre sığan o kadar çok ders vardı ki
Bu kadar ilkel bir topluluğun,medeniyetlerin içinden çıkıp gelen bir doktoru çıkardıkları bu ruhsal yolculukta aslolan şeyin madde olmadığını ruhun varolması önyargılardan kurtulması en önemlisi de konuşmadan da iletişim kurulabileceğini öğretmeleriydi....
Kitap bizi bazen soluksuz bırakıyor bazen de nirvanaya ulaşmış kadar huzurlu ..
Sadi Şirazi insan nedir sorusuna "bir katre kan ve sayısız endişe" demişti sanırım aborjinleri ve yerlileri tanımış olsaydı tanımını şöyle değiştirirdi
"Arınmış ruh ve yürek"
Kitapta beni etkisi altına almış hayatı sorgulatmış çok fazla cümle var ,bunlardan sadece iki tanesini yazarsam sanırım ne demek istediğimi çokk daha iyi anlayacaksınız
"Çok hızlı ilerledik, ruhlarımız geride kaldı, ruhlarımızı bekliyoruz.” (keşke hayatımızın monoton koşuşturmacasında durup kendimize bu cümleyi hatırlatsak)
Sadece bu cümle bile özet niteliğinde “Gerçek gerçektir. Sen birinin canını acıtırsan, kendi canını acıtırsın. Birine yardım edersen, kendine yardım edersin.
Diğergamlık sözünü kendilerine prensip edinmiş yerlilerden öğreneceğimiz (maddelerin arasında yitirdiğimiz değer