Büyük şehir bütün karmaşıklığı, sonsuzluğu içinde sessiz sedasız uyuyor ve koynunda birbirine benzemez milyonlarca insan ve macera saklıyordu. Esmer taş duvarları aşan bir muhayyile için bunun tasavvuru bile korkunçtu. Fakat bir insan kalbi bu şehirden daha karmakarışık, daha uçsuz bucaksız değil miydi?
Biliyor musunuz, bir dakika, hatta bir saniyede verilen veya verilmeyen bir karar; bir tereddüt anı, insanın hayatı üzerinde ne uçsuz bucaksız neticeler doğurabiliyor.
Vücudunun her tarafına hakim olan, yüzünün en ufak bir ürpermesiyle bile içindekileri dışarı vurmayan, gözleri sonsuz bir derinlik ve sükunet içinde yumuşak bir ışıkla parlayan bu adam, farkında olmadan kendini sağ ayağının bu minimini ve sinirli kımıldamasıyla boşaltıyordu. Ömrümde hiçbir insan yüzü, hiçbir ağlayış bana bu kadar acı, bu kadar manalı görünmemişti.
Belki de gün ışığının gölgelerle aralandığı bir hayat daha anlaşılabilir ve güzeldir. Belki fırtınalar atlatan bir ilişkide daha fazla derinlik vardır. Hiç hayal kırıklığına uğratmayan, üzmeyen ya da duyguları birbirine karıştırmayan bir deneyim, biraz tehdit edici ya da renk değişimleri olmayan yavan bir deneyimdir. Belki güven, inanç ve umudu gözlerimizin önünde somut olarak yaşayınca, bu bizde içsel bir güç, cesaret ve güven meydana getiriyordur.