Abdullah İbni Abbas radıyallahu anhümâ’dan nakledildiğine göre şöyle demiştir:
Bir gün Hz. Peygamber’in terkisinde bulunuyordum. Bana:
“Yavrucuğum, sana bazı kaideler öğreteyim” dedi ve şöyle buyurdu:
“Allah’ın buyruklarını gözet ki, Allah da seni gözetip korusun. Allah’ın (rızâsını) her işte önde tut, Allah’ı önünde bulursun. Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen, Allah’tan dile! Ve bil ki, bütün bir ümmet toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsalar, ancak Allah’ın senin için takdir ettiği faydayı temin edebilirler. Yine eğer bütün ümmet, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allah’ın senin hakkında takdir ettiği zararı verebilirler. Çünkü artık kaderi yazan kalem yazmaz olmuş, yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşmiştir. (Bundan sonra takdirde herhangi bir değişiklik söz konusu değildir.)
Tirmizî, Kıyâmet 59
Hâlbuki insanın canı arzu ettiği bir şeyi saklı değil, âşikâre yemelidir. Bu, onun samimiyetinin delîlidir. Aynı zamanda amel ile kaybettiği yâni amel sâyesinde erişemediği mücâhedenin bedelidir. Amel ile mücâhedede muvaffak olamadı ise hiç olmazsa halinde doğruluğu kaybetmemiştir. Kusuru gizleyip, onun zıddı olan kemâli açıklamak, katmerli iki noksanlıktır.
bâzen insan canının istediği her şeyden kendini alıkoyamaz. Fakat bunları arzu ettiğini başkalarına da duyurmak istemez. Bunun için halk arasında yemediği şeyleri gizli olarak yer. Bu ise gizli şirktir.
- “Dikkat et. Mîde, kişinin dünyalığıdır. Kişi mîdesine mâlik olduğu nispette zâhiddir. Mîdesinin düşkünü olduğu nispette de dünya kendisine mâliktir.” dedi.
Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) göbeği sarkmış, mîdesi dolu bir adama rast geldi. Göbeğine işâret ederek:
“Eğer bu fazlalık buradan (göbeğinden) başka yerde olsa senin için daha hayırlı olurdu.”[145] buyurdu. Yâni bu fazlalığı âhiretin için ayırıp bir fakire versen senin için daha iyi olurdu.