Hâlbuki insanın canı arzu ettiği bir şeyi saklı değil, âşikâre yemelidir. Bu, onun samimiyetinin delîlidir. Aynı zamanda amel ile kaybettiği yâni amel sâyesinde erişemediği mücâhedenin bedelidir. Amel ile mücâhedede muvaffak olamadı ise hiç olmazsa halinde doğruluğu kaybetmemiştir. Kusuru gizleyip, onun zıddı olan kemâli açıklamak, katmerli iki noksanlıktır.
bâzen insan canının istediği her şeyden kendini alıkoyamaz. Fakat bunları arzu ettiğini başkalarına da duyurmak istemez. Bunun için halk arasında yemediği şeyleri gizli olarak yer. Bu ise gizli şirktir.
- “Dikkat et. Mîde, kişinin dünyalığıdır. Kişi mîdesine mâlik olduğu nispette zâhiddir. Mîdesinin düşkünü olduğu nispette de dünya kendisine mâliktir.” dedi.
Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) göbeği sarkmış, mîdesi dolu bir adama rast geldi. Göbeğine işâret ederek:
“Eğer bu fazlalık buradan (göbeğinden) başka yerde olsa senin için daha hayırlı olurdu.”[145] buyurdu. Yâni bu fazlalığı âhiretin için ayırıp bir fakire versen senin için daha iyi olurdu.
“insanların helâke sürüklenmelerinin belli başlı sebebi, dünyaya harîs olmalarıdır. Hırsın belli başlı sebepleri de mîde ve fercdir. Ferc şehvetinin sebebi de mîdeleridir. Yemeği azaltmakta bütün bu yolları kesmek ve kapıları kapamak vardır. Bütün bunlar, cehenneme açılan kapılardır. Bunları kesip kapamakta ise cennet kapılarını açmak vardır. Nitekim Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) “Açlık ile cennetin kapısını çalmaya devam ediniz.” buyurmuştur.”