Seyfullah

Bireyden biraz devam edelim, sonra topluma da intikal edeceğiz. O zaman soruyorsunuz. Bu hareketleri niye yapıyorsunuz? Gözlemden sonra hemen soru geliyor. Diyor ki bana böyle söylediler. Kim söyledi? Babam, annem, öğretmenim, mürebbiyem, profesörüm, filan filanca yazar. Peki nedir bu? Görüyorsunuz ki bir kural var. Bireyin hayatını yönlendiren bir kurallar manzumesi var. Yaptığı hareketlere baktığınız zaman birbiriyle ilişki içinde olduğunu görüyorsunuz; nedensellik bağıyla birbiri-ne bağlı bu hareketler. Neden namaz kılıyorsun? Çünkü Rabbim öyle emretmiştir, diyor. Çünkü babam da kılıyordu ve bana öyle olması gerektiğini öğretti, diyor. Çünkü bu bir itikat meselesidir, diyor. Demek ki bir kuralı var hadisenin. Peki, o yaptığı hadiseyi yapmadığı zaman veya bir başka hadiseyi yapıp da pişman olduğu zaman? Durum nedir? O zaman da diyor ki ben kuralı ihlal ettim. İhlal ettiysen ettin. Ne oldu? Trafik cezası gibi düşün, parasını ödersin mesele hallolur. Yok diyor, vicdanım rahatsız oldu. Trafik cezasını ödedin mesele bitti. Vicdanen hiç muazzep olmazsın. Yapmasaydın iyi olurdu. Ama bu öyle değil.
Sayfa 19
Alıntı
Reklam
İnsanlara bakıyoruz. Ne kadar bir zaman bakıyoruz? Bazen kısa vadede bazen uzun vadede bazen orta vadede... Görüyoruz ki bir insan belli hareketleri yapıyor belli hareketleri yapmıyor. Veya bir hareketi yaptığı zaman çok memnun oluyor. Ama nadiren yaptığı bir harekette de keşke yapmasaydım diyor. Bu kendiniz için de böyle, en yakınınızdaki insanlar için de böyle. Evladınız için de arkadaşınız için de böyle.
Sayfa 18
Alıntı
Biraz evvel realite ve idealiteden bahsettim. Biz idealiteyi biliyoruz; yapma veya yap. Yapta kusur ettik, yapmada da kusur ettik. Beşeriz, bu mümkündür. O zaman bizim medeniyet tasavvurunda var olan çelişkisizlik ilkesi ihlal edilmiş olur. Derler ki senden bunu beklemiyordum. Niye beklemiyordun? Çünkü senin iç yapılanman ve o yapılanmanın aksettiği eylemlerin bir bütün idi. Bir terkib ve bir kompozisyon idi. Bu yaptığın eylem, o bütünlüğe uymuyor. Çelişki oluşturuyor.
Sayfa 15
Alıntı
Medeniyet tasavvuru bizim iç dünyamızdaki biçimlenmenin, tercihlerin, yapılanmanın, eylemin tasarlaması, kurgulaması, tasavvur etmesi... Şöyle şöyle bir şey yapacağım ki ben kendi kimliğimle var olayım. İç dünyamızda bize ait olan o yapılanma bize bir aidiyet nispet eder. Ben filan yere aitim. Bunu dışarıdaki adam bilmez. Ama ben bir eylem yaptığım zaman o eylemi görür ve değerlendirir. Der ki filan adam şuraya mensuptur. O zaman da mensubiyet ortaya çıkar. Aidiyet bana aittir. Mensubiyet ötekine aittir. İkisi üst üste düştüğü anda kimlik ortaya çıkar. Derler ki bu adam bir Müslümandır. Niye? Şunu şunu yapıyor, şunu şunu yapmıyor. Bakarlar sonra bir zühul' gördükleri zaman bunu yap-maması lazımdı derler. Ama yaptı. Demek ki kabahat etti, kusur etti. Bunu size yapanın kendisi de söyler, öteki de söyler
Sayfa 15
Alıntı
Mesela bir şey ikram edildi; benim efendim buyururlardı ki: afiyet olsun, şifa olsun, nur olsun, ibadet olsun. Bu böyle bir dua. Ben bunu öğrendim. Çok da hoşuma gidiyordu. Afiyet olsun, şifa olsun, nur olsun, ibadet olsun. Ve bir arkadaşa bunu kısal-tarak bir deneme yaptım. Afiyet olsun, şifa olsun dedim. "Ben hasta mıyım?" dedi. Şifa olsun temennisinden rahatsız oldu. Nur olsun, ibadet olsun diyemedim korkudan, anlatabiliyor muyum? İşte medeniyet böyle bir şey. İç dünyanızdaki o yapılanma dışa aksediyor ve öylece var oluyorsunuz. Öyle var olduğunuz zaman peki nasıl oluyor bu? Hemen tasavvura geçiyoruz.
Sayfa 13
Alıntı
Reklam