Seyfullah

Hak şerleri hayr eyler Zan etme ki ğayr eyler Ârif ânı seyr eyler Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler… Sen Hakka tevekkül kıl Tefvîz it ve râhat bul Sabr eyle ve râzı ol Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler… Kalbin Âna berk eyle Tedbîrini terk eyle Takdîrini derk eyle Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler… Hallâk-ı Rahîm Oldur Rezzâk-ı Kerîm Oldur Fa’âl-i Hakîm Oldur Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler… Erzurumlu İbrahim Hakkı
Din
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
“Amel ile hasedi tedâviye gelince: Hasedinin arzularının aksini yapmakla hasedini tahakküm altına almaktır. Meselâ hasedi, hasmını zemmi isterse o, aksine olarak onu övmeli, kibretmesinı isterse tevâzu göstermeli, adamdan özür dilemeli, şâyet vermemeyi teklif ederse vermeye gayret etmelidir. Bunun zoraki böyle yapmasını farkeden mahsûd” “haset edilen) memnûn kalır ve onu sevmeye başlar. Bu sûretle karşılıklı muhabbet başlar ve haset hastalığı da kaybolur. Zîra tevâzu, medh u senâ ve muhabbet izhârı, karşısındaki adamın gönlünü kendine doğru çeker ve aynı şekilde karşılık vermek ister. O da berikine tesîr eder de önce zoraki yaptığı iyilikler, netîcede tabiat hâline gelir. Tabîatıyla şeytan, buna mâni olmak ister ve senin bu şekil davranmanı, düşmanın senin aczine, korkuna veyâ münâfıklığına hamledecektir. Bu ise senin için bir zillettir, şeklinde göstermek sûretiyle seni bu müspet davranışından saptırmak ister, sakın buna aldanma. Bu vesvesenin şeytanın hîlesi olduğunu bil. Şunu da iyi bil ki, yapmacık da olsa tatlılık, tarafların saldırganlığını kırar ve gönülleri birbirine bağlar da bu sayede kalp, haset hastalığından kurtulur.”
Din
“Ey hasûd! Eğer rüyâ veyâ keşif yolu ile halini görebilseydin korkunç bir manzara ile karşılaşırdın. Halin tıpkı, öldürmek için düşmana mermi atan ve fakat mermisi geri teperek sağ gözüne isâbet edip gözünü çıkaran ve buna fazla sinirlenerek ikinci mermiyi atan ve ikinci mermi de aynı şekilde geri teperek diğer gözünü çıkaran, buna daha da sinirlenerek attığı üçüncü mermi yine aksine kendi beynine saplanan ve hasmı esenlik içinde bulunan adamın manzarasına benzer. O, durmadan hasmını hedef alıp mermisini atar, mermiler ise geri teperek kendisine isâbet eder. Bunun bu haline, düşmanları durmadan kahkahalar savurur. İşte hasûdun manzarası ve şeytanın kendisiyle maskarası böyledir. Belki hasûdun manzarası bundan da fecîdir. Çünkü bu adamın hasmına atıp tersine dönerek kör olmasına sebeb olduğu gözleri, nihâyet ölüme kadar yaşayacak ve ölüm ile onlar da yok olacaklardı. Fakat hasetten meydana gelen günâh, ölüm ile yok olmaz. Belki bu sebeple Allah’ı gadablandırır ve cehenneme girer. Gözünün kör olması, cehenneme girip cehennemin kendisini yakmasından, elbette çok daha ehvendir.
Din
Haset edilenin hasedin karşılığı olarak dünya ve âhirette faydalandığı hususuna gelince, bu da açık ve meydandadır. Dîndeki faydası senin zulmüne uğramasındandır. Bu adam sana karşı mazlumdur. Hele hasedin taşar da bunu diline dolar, adamın aleyhinde konuşmaya başlar, çekiştirir, kötülükler sayar dökersen, işte bunlar senin ona ayırdığın hediyelerdir. Yâni bu gibi sözlerle amelini ona vermiş olursun ve kıyamet günü onun karşısında mahrum ve müflis olarak kalacaksın. Bu aynen dünyada nîmetten mahrum olduğun gibidir. Sen onun nîmetinin yok olmasını istedin ve isteğin olmadı. Üstelik senin hasenâtın ona devredildi. Onun ekmeğine yağ sürdün. Kendi kendine zarar üstüne zarar verdin. Dünyadaki menfaatine gelince: İnsanların en mühim arzuları, düşmanlarının belâdan belâya uğramalarıdır. Senin haset hastalığı ile yüklendiğin belâ, bütün felâketlerden büyüktür. Düşmanlarının en üstün arzuları kendilerinin refahta, hasımlarının sıkıntı ve ıztırapta olmalarıdır. Sen kendi kendine onların arzularına uymuş oldun. Bunun için düşmanın senin ölmeni değil, böylece sürünmeni onun elindeki nîmetlere bakarak haset ateşi içinde kıvranmanı ister.”
Din
Bilmiş ol ki haset, kalbin en büyük hastalıklarındandır. Kalp hastalıkları ise ancak ilim ve amel ile tedavî edilir. Haset hastalığının tedavîsinde fayda sağlayacak ilim, hem dünya ve hem de dîn bakımından hasedin ilk zararının kendine olacağını bilmendir. Ne dünyalık, ne de dînî cihetten haset edilene bir zararı yoktur. Belki her iki cihette de kârı vardır. Bunu basîret gözü ile düşünüp de kendinin düşmanı, düşmanının dostu olmadığın zaman, mutlak sûretle hasetten vazgeçersin. Dinindeki zararına gelince; hasedin sebebiyle Allah’ın taksimâtına rızâ göstermiyor ve kazâsına kızıyorsun. Gizli hükümleri ile mülkü arasında sağladığı adâlet muvâzenesine kızıyor ve bunu çirkin görüyorsun. Bu ise tevhîdin özüne aykırı ve îmanın gözüne saplanmış bir oktur. Bu kadarı sana yeter. Bu hususta daha başka bir şey aramaya lüzum yoktur. Bütün bu cinâyetlerle beraber, mü’minlerden birini aldatmış, ona nasîhati terk etmiş, Allah’ın kullarının iyiliklerini sevmek hususunda peygamber ve velîler yolundan ayrılmış, Müslümanların belâya uğramaları ve nîmetlerinin ellerinden alınmalarını sevmeleri hususunda şeytan ve kâfirlerle birleşmiş oldun. İşte bunlar, kalpteki pisliktir. Ateş odunu yakıp yok ettiği gibi bu hastalık da amelleri yok eder. Dünyadaki zararına gelince: Adam haset ettikçe içinde bir ateş yanar, kendi kendini kemirir, âdeta rende ile rendelenirsin. Çünkü sen haset ettikçe Allah onun nîmetini artırır. Onun nîmeti arttıkça senin de hastalığın artar, sıkıntı içinde kıvranır ve karanlıklar içinde bocalarsın. Göğsün daralır, uykun kaçar ve bu hastalık seni ölüme kadar götürür. Zâten düşmanının istediği bunlardır. Sen onun perişanlığını isterken kendin perişanlığa düşmüş olursun. Bununla berâber senin hasedinin onun elindeki nîmete bir tesîri olmaz. Hattâ âhirete ve hesâba îmanın
Din