Seyfullah

“Şair ne kadar doğru söylemiştir: «Ey ameli ile insanların medhini ve âhiret sevabını isteyen kişi! Muhal olan bir şeyi istiyorsun. Allah riyakârları hüsrana uğrattı. Çalışmalarını ve zahmetlerini boşa çıkardı. Kim Allah’ın rızâsını istiyorsa onun korkusundan amellerini ihlâs ile yapar. Cennet ve Cehennem onun emrindedir. (Amellerinle) onun rızâsını gözet; ki, sana ihsanda bulunsun. İnsanlar hiçbir şeye mâlik değildir. Sapıklık içerisinde olduğun halde (amellerinle) artık onları nasıl gözetiyorsun?”
Din
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“Hasan-ı Basri’den şöyle dediği anlatılır: — Bir kişi vardı: «Andolsun, Allah’a o kadar ibâdet edeceğim ki, her yerde onunla anılayım» derdi. O, camiye herkesten önce girer ve en sonra çıkardı. Herkes onu, her zaman namaz kılar, günlerini oruç tutmakla geçirir ve zikir meclislerine devam eder görürdü. Böylece yedi ay geçti. Halkın yanından geçtikçe: «Ne kadar riyakâr adam! Bu gösterisiyle Allah’tan utanmıyor mu?» derlerdi. Bunun üzerine o adam nefsini kötülemeğe başlayarak ona: «Ben (nefsimin) faydasız bir şey yaptığını görüyorum. Bundan sonra bütün amellerimi Allah için yapacağım» dedi. Ve önceden yaptığı amel üzerine - niyyetinin hayra dönmesinden başka - fazla hiçbir şey de ilâve etmedi. Bundan sonra, o, halkın yanından geçtiğinde: «Allah filân adama rahmet etsin. Şu anda hayra yöneldi» derlerdi. Sonra Hasan(-ı Basrî): «Hakikat iman edip de iyi iyi işler yapanlar (yok mu?) çok esirgeyici (Allah) onlar için (gönüllerde) bir sevgi verecektir mealindeki âyeti okuyarak: «Allah onları sever ve mü’min kullarına da sevdirir» dedi.”
Din
“Bir kimse dünyada en büyük bir melikin rızâsını kazanacak bir çalışma yapsa da bununla halk arasında bayağı bir meslek kabul edilen çöpçünün rızâsını almak istese; bu, onun akılsız, âdî görüşlü ve nasibsiz olduğuna delâlet eder. Ve: «Melikin gönlünü kazanman mümkün iken şu süpürgeciyi memnun etmeğe senin ne ihtiyâcın var?» denilir. Melikin sana öfkelenmesinden dolayı süpürgeci de sana kızacak olsa ve her ikisini de kaçırmış olsan (o zaman hâlin) nasıl olur? İşte bu adamın hâli (ameli ile) riya yapanın hâline benzer. Âlemlerin rabbi ve hepsine kâfî olan Allah’ın rızâsını kazanmak mümkün iken, perişan, zayıf ve hakîr bir mahlûkun rızâsını kazanmağa ne ihtiyaç vardır?” “Himmetler zayıfladığı ve basiretler köreldiği için muhakkak bir mahlûkun rızâsını kazanmak istiyorsan, sana yaraşan yol, bütün irade ve çalışmanla Allah’a yönelmendir. Muhakkak kalb ve alınlar onun kudretindedir. O, kalbleri sana yöneltir, gönülleri sana çevirir ve senin sevginle doldurur. Böylece kendi çalışman ve arzunla nail olamıyacağın şeylere erişmiş olursun. Eğer bunu yapmaz ve amelinle Allah Teâlâ’nın değil de mahlûkların rızâsını kazanmak istersen, Allah (c.c.) onların kalblerini senden uzaklaştırır, insanları senden nefret ettirir ve halkı sana karşı öfkelendirir. Böylece hem Allah’ın gazabını hem de insanların öfkesini üzerine çekmiş olursun.”
Din
“Peygamberimiz (s.a.v.) de: «Muhakkak Allah Teâlâ âhiretle ilgili bir amel karşılığında dünyalık verir. Fakat dünya ile ilgili bir amel karşılığında âhireti vermez» buyurmuşlardır. O halde sen niyyetini hâlis kıldığın ve himmetini yalnız âhiret için verdiğin an, dünya ve âhiretin hepsi senin için meydana gelmiş demektir. Eğer sen dünyayı isteyecek olsan o anda âhiret senden gider ve çok defa istediğin gibi de dünyaya nail olamazsın. Nail olsan bile senin için ebedi kalmayacak. Böylece dünya ve âhiretini mahvedersin. Düşün, akıllı kişi!”
Din
“Allah’ın (c.c.) şu sözünü hatırlatıyorum : «Allah, yedi göğü ve yerden de onların mislini yaratmış olandır. Emr(i) bütün bunların arasında durmadan iner. Allah’ın (bunları yaratması, O’nun) hakikaten her şeye kadir olduğunu, ilmiyle hakikaten her şeyi kaplamış bulunduğunu bilmeniz içindir.» Sanki Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: «Ben gökleri, yeri ve aralarında bulunan her şeyi san’atkârâne ve nadide bir şekilde yarattım ve senin nazarına arz etmekle iktifa ettim; ki, benim (her şeye) kadir ve alîm olduğumu bilesin. Halbuki sen birtakım kusur ve noksanlıkla beraber iki rek’at namaz kılar ve benim sana nazar etmemle, seni bilmemle, seni övmemle ve mükâfatlandırmamla iktifa etmeyip hattâ - seni övmeleri için - halkın bilmesini istersin. Bu vefasızlık değil midir? Hangi akıl sahibi bunun kendisi için yapılmasına razı olur? Yazık sana! (Bunun bir ayıp ve noksanlık olduğunu) düşünmüyor musun?”
Din