Önceleri Nehludov kendi kendisiyle savaştı. Ama bu çok zordu; çünkü onun iyi olduğuna inandığı şeyleri, başkaları kötü sayıyordu. Tersine, kendine inanarak kötü bildiklerini ise çevresindekiler iyi sayıyorlardı. Sonunda Nehludov savaşmı bıraktı. Kendine inanmaktan vazgeçti, başkasına inanarak yaşamaya başladı. İlk zamanlar böyle kişiliksiz bir yaşam pek ağırına gitmişti. Ama bu da uzun sürmedi. Nehludov bu duygudan çabucak kurtuldu.
Bu korkunç değişiklik hep kendine değil de başkalarına inanmaya başladığı için olmuştu. Kendine inanarak yaşamak ona güç geliyordu.Kendine inandığı zaman, karşılaştığı sorunları zevk, eğlence arayan hayvanı benliğine uygun şekilde çözemiyor, hatta çoğu zaman bu durum tam tersine oluyordu. Başkasına dayanarak yaşadığı vakit ona zaten çözecek pek bir şey kalmıyordu. Her şey önceden kararlaştırılmış ilkelere göre,hem de hep manevi varlığına aykırı,hayvani benliğine ise uygun olarak yürüyordu.Öte yandan kendine inanacak olsa daima çevresindekilerin yermeleriyle karşılaşıyordu. Oysa başkasına inandığı zaman çevresindeki insanların beğenisini kazanıyordu.
"Bir sürü aptalın saldırısına uğrayan,daha fazlasının da yok saydığı ahlaki vicdan,var olan ve daima var olmuş bir şeydir,yoksa ruh denen şeyin bulanık bir fikirden öte olmadığı Dördüncü Zaman filozoflarının icadı değildir."