kayıp zamanın izinde uzun zamandır hayatıma eşlik ediyor ve okuduğum süre boyunca bana çok şey öğretti, gösterdi, anlattı ve aylarca uyandığım her günde, yaptığım her şeyde ve her günün sonunda yanımda olan bir arkadaş gibiydi. kitapta bahsedilen her insanla, her kitapla ve proust'un hayatıyla ilgilenerek okuduğum için proust ile inanılmaz bir bağ kurdum bu sürede. bu kitap bana çok şey kattı, görmediğim farkında olmadığım şeyleri önüme koydu, gördüğüm şeyleri de farklı görmemi sağladı, beni büyüttü, ben büyürken yanımda oldu. kayıp zamanın izinde'yi okumanın hayatımdaki en önemli şeylerden biri olduğunu ve beni dönüştürdüğünü hissediyorum. bu 3000 sayfalık yolculuktan sonra edebiyatın, sanatın ne kadar büyük bir güce sahip olduğunun ve her şeyin ötesinde olduğunun farkındayım. müziği (vinteuil sonatını) proust’un cümlelerinden dinlemek, güneş ışığının kelimelerinin arasından süzülerek bana ulaşması, bir tabloyu sözcükleriyle yeniden resmedişini okumak ve uzun sayfalar boyunca bir sosyete davetinde insanların birbirine takdim edilişini, birbiri etrafında dönüp duran konuşmaları, sosyetenin oynadığı bu oyunu okumaya dalmışken sayfayı çevirince kendimi küçük bir sorgulamayla başlayıp bu sorgulamanın bilinç-zaman-gerçeklik kavramlarıyla ilişkisini takip eden felsefi bir metin okurken bulmak heyecan verici ve tarif edemediğim zamandışı anlar yaşattı bana. asla unutmayacağım bir okuma deneyimiydi. proust'un da söylediği ve amaçladığı gibi bu kitap benim için büyütücü bir mercek oldu, kendi kendimi okumamı sağladı ve bu kitap hayatımın her anında içimde taşıdığım şeylerden biri olacak.