beni çok etkileyen, duygusal bağ kurduğum bir kitap bu. kahramanın felipe’ye yazdığı kısa mektuplardan oluşan 60 sayfalık bir kitap. sis kitabında olduğu gibi bu kitap da düşünsel derinliği olan, her sayfada durup sorgulayacak bir şeyler bulabileceğiniz ve aynı zamanda çok da akıcı olan bir iç hesaplaşma. mektupları yazan kahramanımız, don sandalio’nun gerçekte kim olduğuyla değil, onun için ne anlama geldiğiyle, hayalinde canlandırdığı don sandalioyla ilgileniyor mektuplar boyunca ve don sandalio’yla “onun don sandalio’suyla” ilgili kimseden bir şey öğrenmiyor, dinlemiyor. hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediği don sandalio’yu dünyada en iyi tanıyan, hisseden insanmış gibi yazıyor, don sandalio onun benliğinin bir parçası oluyor. ama bu mektupların esas yazarı don sandalio mudur aslında? kendisi de mektup yazdığı felipe midir? yani aslında 3 karakterin olduğunu sanarken hepsi kendisiyle bir iç hesaplaşmadan, yazarın kendi temsilinden başka bir şey değil midir? “okuyucularım, benim okuyucularım gerçekçi denen romanların tutarlı dünyasını aramazlar-öyle değil mi okuyucularım?-“ bu kitabı 2 defa okudum, çok kez daha okuyacağım. hayatımda hiçbir kitapta kendimi bu kadar bulmamıştım ve hiçbir şey senelerdir cevabını aradığım sorulara bu şekilde farklı bakmamı sağlamamıştı. henüz kitabı tam olarak anladığımı sanmıyorum ama belki bir gün anlarım diye tekrar okumaya devam edicem
başkarakterin 25 yaşına girdiğinde ani bir heves kaybıyla, bir şeylerin eksik olduğu düşüncesiyle yüksek lisans eğitimini sonlandırıp ve eşyalarının çoğunu satıp birkaç hafta tek başına kalarak günlük hayatın akışında hayatı anlamlandırma çabasını okuyoruz. her gün görüp de üzerine çok düşünmediğimiz birçok sıradan şey üzerinde düşünüyor ve sık sık listeler yapıyor. ve bu listeler kesinlikle bulaşıcı. kitabı okurken kendimi şimdiye kadar kaç farklı hayvan gördüğümü, çocukken beni heyecanlandıran şeyleri listelerken buldum. kahramanımız bir yandan bir fizik kitabı okumaya başlıyor ve zamanla, yerçekimiyle ilgili öğrendikleri karşısında dehşete düşüyor, heyecanlanıyor ve bu noktaları çok sade bir dille aktarıyor. okurken sizi hiç yormadan böyle konular üzerine düşündürebiliyor. günlük bir sohbetin sadeliği, akıcılığıyla aktarılıyor her konu. kitaptaki anlam bulma çabası hiç karamsar değil, okuduktan sonra da iyi hissedeceğiniz bir kitap. bu yıl okuduklarımdan en sevdiğim kitaplar arasına girdi bile. sizinle kendi listemi paylaşıcam
çocukken beni heyecanlandıran şeyler
-reklamlardaki yumoş ayıcığı
-2002de doğan birinin 2001de doğan birine göre daha küçük olduğunu öğrenmek
-kaykay
-upuzun kalemtıraş çöpleri
-alt mahallede yaşadığını sandığım barbieler
-terasta gökyüzüne bakıp kuyruklu yıldız görmeyi beklemek
-akşam ebesi (akşam ezanı okunduğunda herkesin birbirini ebeleyip eve girmesi)