Kitabı, popüler olmasının aksine, sıfır beklentiyle okumaya başladım. Çeviriden mi kaynaklı, yoksa orjinalinde de öyle mi bilmiyorum, ama ikili konuşmaların dilini çok zayıf buldum ve okurken en sıkıldığım yer bu oldu. Onun dışında, kurgu ve vermek istediği mesaj bence çok güzel bir şekilde işlenmiş. Bana göre kitabın kırılma noktası, Hugo karakterinin ortaya çıkışı ile oldu (sayfa 140’tan itibaren). Kitabın nasıl biteceğini ise asla tahmin edemedim, ve tahminimden çok daha güzel bir şekilde bittiği için tatmin oldum. Nora’nın seçtiği her yeni hayatta, kendi hayatımı ve pişmanlıklarımı sorguladım. Benim de (Nora kadar olmasa da) “Acaba şöyle yapsaydım ne olurdu?” diye hâlâ düşündüğüm, hatta bazıları için çok keskin bir “keşke öyle yapsaydım” uktelerim olduğu için, kitaptan çıkarmam gereken dersi aldığımı düşünüyorum. Nora’nın yazdığı mektupta ise gözlerim doldu çünkü o an kitapla aramda bağ kurduğumu hissettim ve sanki küçük bir anlığına, Nora oldum. Kim bilir, belki o an Nora gerçekten de benim yaşadığım hayatı istemiş ve birkaç dakikalığına benim kitabımı seçip sonra Gece Yarısı Kütüphanesi’ne geri dönmüştür:)