"Mümin güzel koku satan kimseye benzer. Onunla beraber oturursan sana faydası olur, beraber yürürsen sana faydası olur, beraber iş yaparsan yine sana faydası olur."(Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, XII, 319)
Din
Sahabe-i Kiram'ın, yeni bir ay veya yıl girdiğinde birbirlerine öğrettikleri ve okudukları dua: " Allah'ım! Bunu (yeni ayı / yılı) üzerimize emniyet, iman,selamet, İslam, Rahman'ın rızası ve şeytandan korunma ile getir. " (Taberani el Mucemul Evsat)
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Muharrem Ayı
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim Muharrem ayından bir gün oruç tutarsa o kimse için, (tuttuğu) her bir güne karşılık otuz gün (nâfile oruç sevabı) vardır.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’s-Sağîr) 14 Haziran 2026 28 Zilhicce 1447 Fazilet Takvimi
Din İslam
MUHAMMED’İN HİZMETLİSİ ENES B. MALİK Muhammed’e 10 yıl hizmet eden, ev işlerini yapan, sürekli yanında yaşayan Enes b. Malik, üstatlarını geride bırakmıştır. Özellikle çok kadınla evlilik ve çocuk sayısı konusunda. Kendisi, Sahih-i Buhari’de (Vasiyetler bölümü, hadis 25) anlatıyor: Halife Haccac Basra’ya gelene kadar (H. 75), 120 küsur çocuğunu toprağa gömdüğünü söylüyor. Taberani gibi bazı alimler Enes’in:” Ben şu iki elimle 100 öz evladımı gömdüm. Bu sayıya düşük olan çocuklarım ve torunlarım dahil değildir” sözüne yer vermiş. Bu çocukların çoğu, hicri 69’da Basra’da meydana gelen ’Carif’ taununda can vermiş. Tabii ki bir kısmı da ganimet amaçlı katıldıkları savaşlarda öldürülmüşlerdir. Üç gün devam eden bu salgında 200 bin civarında insan ölmüştür. O sırada Enes b. Malik ve ailesi de Basra’da yaşadıkları için bu felaketten onlar da nasibini almışlardır. Bu rakamlar, İslam’ın klasik uygulamasında çok eşliliğin ve “bol üreme” kültürünün nereye vardığını çarpıcı biçimde gösteriyor. Muhammed’in yaveri Enes’in durumu ‘’saldım çayıra mevlam kayıra’ atasözüne denk düşüyor. Bir adam, onlarca kadınla evleniyor, sürekli çocuk yapıyor; ama çoğu çocuk erken yaşta ölüyor, salgınlarda, savaşlarda, yüksek bebek ölüm oranlarında eriyip gidiyor. İslam ahlakı adına savunulan bu model, bugün insan hakları, kadın eşitliği ve çocuk refahı açısından açık bir skandaldır. Bir sistem, erkeklere sınırsız (veya çok geniş) cinsel ve üreme imkânı sunarken kadınları ve doğan çocukları bu kadar yüksek risk ve acıya maruz bırakıyorsa, o sistemin “ahlaki üstünlük” iddiası ciddi sorgulamayı hak eder.
Hadis
عن أنس بن مالك قـال : خطبنا رسول الله صلي الله عليه وسلم على ناقته العضباء وليست بالجدعاء فقال : «يا أيها الناس كأن الموت فيها على غيرنا كتب، وكأن الحق فيها على غيرنا وجب، وكأن من نشيع من الموتى سفر عما قليل إلينا راجعون، نبوئهم أجداثهم ونأكل تراثهم كأنا مخلدون بعدهم، قد نسيتم كل واعظة، وأمنتم كل حائجة، طوبى لمن شغله عيبه عن عيب أخيه ... ». Hz. Enes b. Mâlik (r.a.) dan nakille Efendimiz (ﷺ) minbere çıkarak yüksek sesle şöyle buyurdu: “Ey diliyle iman eden, fakat iman kalbine girmemiş olanlar! Müslümanların gıybetini yapmayın, ayıplarını araştırmayın. Kim bir Müslüman’ın ayıbını araştırırsa, Allah da onun ayıbını araştırır. Allah kimin ayıbını araştırırsa, onu evinin içinde bile olsa rezil eder.” Bu hadisin başka bir rivayeti ise şöyle nakledilmiştir: Ey insanlar! Ölüm, bizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Hak, başkalarının lehine olduğu gibi sizin lehinize de vardır. Bizden önce nice kimseler ölüm yolculuğuna çıktı ve çok azı geri döndü. Onları sanki yokmuş gibi unuttuk; bedenlerini yedik (mallarını paylaştık). Kendimizi ise sanki ebedî kalacakmışız gibi gördük. Her öğüdü unuttuk, her ihtiyacı ihmal ettik. Kardeşinin ayıbıyla meşgul olmayan kimse ne mutlu!* Sened Hakkında: Heysemî, Mecmaʿu’z-Zevâid’de bu hadisin senedi hakkında şunu söylemiştir: Bu hadisi Taberânî, Nasîh el-Abesî yoluyla rivayet etmiştir. Onu tanımıyorum; ancak râvilerinin geri kalanı sika (güvenilir) kimselerdir.
İNSAN EN ÇOK NEREDE HUZUR BULUR? İnsan bazen her şeye sahip olur… Ama içinde tarif edemediği bir sıkıntı taşır. Kalabalığın içinde yalnız hisseder kendini. Güler ama içten değildir. Konuşur ama ruhu sessizdir. Çünkü huzur, sadece şartların güzelleşmesi değildir. Huzur, insanın iç dünyasının sakinleşmesidir. Bugün birçok insanın evi var ama yuvası yok. İşi var ama sevinci yok. Çevresi var ama dayanacağı bir omzu yok. Bu yüzden modern insan, en çok da kendi içinde yoruluyor. Oysa insan ruhu, sadece dünya ile tatmin olacak şekilde yaratılmadı. Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allah şöyle buyurur: “Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d Sûresi: 28) Bu ayet, insanın iç dünyasına dair en büyük hakikatlerden biridir. Çünkü kalp; para ile, makam ile, alkış ile değil… Ancak maneviyatla sakinleşir. Ama insan bazen huzuru sadece kendi içinde değil, başkasının yükünü hafifletirken de bulur. Bir yetimin başını okşarken… Bir dertlinin derdini dinlerken… Bir ihtiyaç sahibinin kapısını çalarken… Bazen bir gönle dokunmak, insanın kendi yarasını da hafifletir. Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurur: “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat) Çünkü insan sadece alarak değil, vererek de huzur bulur. Bugün birçok kalp, yalnızca yorgun olduğu için değil; kimseye temas etmediği için de daralıyor. Oysa bazen bir sofraya misafir olmak… Bazen bir çayın yanında samimî bir hâl hatır sormak… Bazen sessizce bir insanın yüküne omuz vermek… İnsanın ruhunu ferahlatır. Risale-i Nur Külliyatındaki izahlardan anladığımız kadarıyla, bir mü'minin kalbini sevindirmek ve ona sürur vermek mühim bir hayır ve salih amel olarak değerlendirilir. Çünkü insan, sadece kendi mutluluğunu düşünürse daralır. Ama başkasının duasına vesile olduğunda