Son zamanlarda beni en çok şaşırtan, okurken adeta ters köşe olduğum bir kitapla geldim: Taş Kağıt Makas.
Dürüst olmak gerekirse, kitaba başlarken içimde biraz ön yargı vardı. "Klasik bir evlilik krizi ve sıradan bir çift hikayesidir herhalde" diye düşünmüştüm. Ama itiraf edeyim; okuyup bitirdiğimde bu ön yargımdan dolayı beni haksız çıkardığı için kitabı çok beğendim. Normalde polisiye ve aksiyon türünü çok seven biriyimdir, bu kitap da tam olarak benim o gerilim ve gizem arayan damarıma hitap etmeyi başardı.
Gelelim konunun başladığı yere... Hikaye, evliliklerinde ciddi sorunlar yaşayan ve on yılı devirmiş bir çiftin, belki de bu gidişata bir son vermek ya da evliliklerini kurtarmak umuduyla çıktıkları iki günlük bir hafta sonu tatilini anlatıyor. Kitapta üç temel karakterimiz var: Adam, Amelia ve Robin.
Yazarın anlatım tarzı çok keyifli; hikayeyi tek bir ağızdan dinlemiyoruz. Bölüm bölüm ilerliyor kitap. Bir bölümün başında "Amelia" yazıyor ve onun gözünden yaşananları okuyoruz; diğer bölümde "Adam" yazıyor, onun zihninden geçenlere ortak oluyoruz. Tabii bir de "Robin" var, aynı şekilde onun pencerelerinden de bakıyoruz olaylara.
Kitapta beni en çok yakalayan detaylardan biri şu oldu: Adam ile evli olan karısının, her evlilik yıl dönümünde kocasına bir mektup yazdığını görüyoruz. Bu mektuplarla geçmişe gidiyoruz; evliliklerinin ne kadar güzel ve umut dolu başladığına, sonra zamanla işlerin nasıl sarpa sardığına tanık oluyoruz.
Ama sakın yanılmayın! "Ha, tamam işte, anlaşamayan bir karı-koca hikayesi okuyacağız" deyip geçmeyin. Sayfalar ilerledikçe hikaye öyle bir evreye dönüşüyor ki, kendinizi hayretler içinde kalmaktan alıkoyamıyorsunuz. Kendi adıma konuşmam gerekirse, okurken gerçekten çok şaşırdım. Kitabın sonuna doğru yaklaştıkça olaylar öyle bir