Puan vermedi·408 syf.··
Beğendi
·
2026 243. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 18:26
Kitap, Türkiye’nin fiilen savaşın dışında kaldığı ancak savaşın bütün yükünü hissettiği II. Dünya Savaşı yıllarında askeri sağlık teşkilatının nasıl çalıştığını ayrıntılı biçimde anlatıyor. O dönemde milyonlarca insanın hayatını kaybettiği bir savaş sürerken, Türkiye olası bir çatışmaya karşı sürekli hazırlık hâlindeydi. Bu hazırlığın en kritik unsurlarından biri de sağlık hizmetleriydi. Eserde sadece hastaneler, sağlık birlikleri veya tıbbi malzemeler anlatılmıyor; aynı zamanda dönemin salgın hastalıklarla mücadelesi, koruyucu hekimlik uygulamaları, seyyar sağlık teşkilatları ve askeri sağlık personelinin fedakârlıkları da detaylı şekilde ele alınıyor. Özellikle bulaşıcı hastalıkların önlenmesine yönelik çalışmaların anlatıldığı bölümler dikkat çekici. Bir askeri hekim olarak kitabın en etkileyici tarafı, dönemin sağlık personelinin imkânsızlıklar içerisindeki mücadelesini gözler önüne sermesi oldu. Bugün modern cihazlar, gelişmiş görüntüleme sistemleri ve güçlü lojistik desteklerle görev yapıyoruz. Ancak bu kitabı okurken, sınırlı imkânlarla binlerce askerin sağlığını korumaya çalışan meslektaşlarımızın verdiği mücadeleye saygı duymamak mümkün değil. Eser akademik bir çalışma olmasına rağmen kuru bir tarih anlatımınla okuyucuyla buluşmamış aksine arşiv belgeleri, istatistikler ve o dönemin uygulamarına da yer vermiştir. Kitabı bitirdikten sonra günümüzde sıkça tartışılan bir konu da geldi: askerî hastanelerin kapatılması. Sahada görev yapmış bir askeri hekim olarak, askerî tıbbın yıllar içinde oluşturduğu kurumsal hafızanın ve operasyonel tecrübenin son derece kıymetli olduğunu düşünüyorum. Savaş cerrahisi, harp şartlarında tıbbi tahliye, kimyasal-biyolojik tehditlere hazırlık ve askerî personelin özel sağlık ihtiyaçları, sivil sağlık sisteminden farklı bir
1000Kitap
Tıp Tarihimizde Askeri Sağlık HizmetleriGülhan Seyhun · Altınbaş Üniversitesi Yayınları · 20188 okunma
8/10
·151 syf.··
2026 48. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 14:33
Reşat Nuri Güntekin'in önsözde belirttiği gibi vurgunculuğa özgü bir kısa roman iken, kendisinden tefrika isteyen Sedat Simavi'yi kırmamak adına eserin içine aşk da karıştıran yazar, bu şekilde oluşturmuştur kitabını. Mektepten çıkar çıkmaz ufak bir maliye memuriyetiyle Gemlik'e giden Şeref Bey, yöredeki çevresinden ve eğlencelerinden hoşlanmayıp tek başına zaman geçirirken askeri tabip Cemil Beyle tanışır; daha sonra Cemil Bey aracılığıyla eski saray paşalarından Aziz Beyle. Aziz Bey'in çocukları Seniha ve Adnan'a hocalık yaparken, Seniha ile evlenirler. Gel zaman git zaman Umumi Harp ile askeri vazife alan Şeref Bey gizli bir teşkilat için görev yaparken, bir yandan da teşkilat imkanlarıyla zenginleşmeye başlar ve çoğu iş için gerekli balolar gibi davetlerde kadınlarla içli dışlı olursa da bir gizli el bu yakınlaşmalar sonucu yapılacak hataların önüne geçer. Reşat Nuri'nin ilk romanı olduğunu söylediği ve Sedat Simav'a "yapamam" dediği eser, hiç ilk roman intibası uyandırmamakta; aksine akıcı bir şekilde dönem gelişmeleriyle bağlantılı olarak kolaylıkla okunabilecek bir eser. Herkese iyi okumalar...
Gizli ElReşat Nuri Güntekin · İnkilâp Kitabevi · 20161,099 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·368 syf.··
2026 98. kitabı
Bugün sizlere nostaljik bir polisiye kurgusuyla geldim. Serap TiryakiSerap Tiryaki ’nin kaleme aldığı “Camlı Teras”, okuyucuyu 1966 yılının İstanbul’una davet eden, nostaljik dokusuyla dikkat çeken son derece sürükleyici bir dönem polisiyesi. Yazarın ilk romanı olmasına rağmen, dilinin akıcılığı ve kurgunun temposu sayesinde sayfalar ellerinizin arasından kayıp gidiyor. Ancak kapağındaki o cıvıl cıvıl sarı ton aldatıcı olmasın; çünkü hikaye bizi oldukça karanlık, gizemli ve ürpertici bir suç dosyasının tam ortasına bırakıyor. Olaylar, bir küvetin içinde nihayete eren oldukça sarsıcı bir cinayet ihbarıyla başlıyor. Davayı üstlenen Ali Başkomiser ve yardımcısı Kürşat Komiser, olay yerine ulaştıklarında deneyimli adli tabip Sadi Yaver Bey’in bile kanını donduracak cinsten kasvetli bir manzarayla karşılaşıyorlar. Üstelik bu gizemli soruşturma henüz çözülmeden, üst üste gelen yeni vakalar kurguyu iyice içinden çıkılmaz bir kördüğüme dönüştürüyor. Tam da bu karanlık atmosferin ve tehlikeli soruşturmanın ortasında, Ali Başkomiser’in hipodromda karşılaştığı Sofia isimli gizemli kadına aşık olmasıyla hikayeye tutkulu bir yön ekleniyor. Kitabın en başarılı tarafı, tezatlıkları çok iyi harmanlaması. Bir tarafta ihanetler, sırlar ve her adımda yön değiştiren gerilim dolu ters köşe bir kurgu akarken; diğer tarafta şüpheyle sınanan, imkansızlıklar içindeki bir aşkın nahif hikayesini izliyorsunuz. Okurken sürekli “Katil kim?” sorusunun peşinden gidiyor, en yakın karakterlerin bile güvenilirliğini sorguluyorsunuz. Merak duygusunu son ana kadar diri tutan, Yeşilçam filmleri tadında ama bir o kadar da tüyler ürperten bir gizem sunan bu eser için yazarımızın emeğine sağlık. İyilikle ve kitapla kalın.
Camlı TerasSerap Tiryaki · Mavi Nefes Yayınları · 202472 okunma
Reşat Nuri 1917'de bir köye ziyarete gider ve...
10/10
·544 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 05:20
Reşat Nuri, Bursa Erkek Lisesi'nde öğretmenlik yaptığı 1917 yılında bir gün lşıklar Askeri Lisesi'ne ders anlatmaya gider. Lisenin yakınında Zeyniler isminde bir köy vardır. O köye ziyarete gittiğinde Feride adında küçük, tatlı bir kızla tanışır. Oradan oraya zıplayan kıza "Çalıkuşu, düşeceksin, dur!" diye hitap eder. işte o an, yazar için ölümsüz bir serüvenin başlangıcı olacaktır. Bu ziyaretin tesiri altında kalan Reşat Nuri, İstanbul'a döndüğünde "İstanbul Kızı" adını verdiği 4 bölümlük bir piyes yazar. Eserde Zeyniler'de gördüğü Feride'nin hayatını Anadolu insanın ruhuyla buluşturur. Eserini Dârülbedâi'ye (şimdiki adı istanbul Şehir Tiyatrosu) sunar. Ancak heyetin Anadolu gerçeği konusunu beğenmemesi üzerine eser reddedilir. Reşat Nuri'nin eseri Ağustos-Aralık 192I tarihleri arasında Vakit Gazetesi'nde "Çalıkuşu" adıyla tefrika edilir. İsmin nereden geldiğini anlatmaya lüzum yoktur sanırım. Kurtuluş Mücadelesi veren toplum, İstanbul'dan Anadoluya göçen Feride'nin mücadelesini -Çalıkuşu'nu- çok beğenir. Türk milleti için umut olan bu eser, Türk Edebiyatını İstanbul`dan Anadolu'ya taşır. Reşat Nuri, 4. Baskıdan sonra 1937'de eseri estetik ve içerik bakımından revize eder; bazı yerlerini çıkarır, eklemeler ve değişiklikler yapar, nihai halini Yedigün gazetesinde yayımlatır. Yazarların hayatını incelemeyi seven bir okur olarak, eseri okurken tesadüf ettiğim, yazarın hayatından derin izler taşıyan detayları sizlerle paylaşmak istiyorum. Çalıkuşu Feride'nin ve yaşadığı Zeyniler Köyü'nün yazarın gönlünde nasıl yer ettiğinden bahsetmiştik. İzmir San Joseph Lisesi'nde okuyan yazar, eserinde Feride'yi de Fransızca ana dilli okulda okutur ve kendi yaşadığı atama zorluğunu Feride üzerinde de anlatır. Askeri tabip olan babasının hatırasını, eserde Feride"yi ve namusunu
Edebiyat
ÇalıkuşuReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 2019123,2bin okunma
Mustafa Kemal Atatürk’ün İzinde
Puan vermedi·392 syf.··
Beğendi
·
2026 238. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 13:55
Suriye, Irak ve sınır hattında görev yapmış bir tabip subay olarak, “Lozan, Cumhuriyet ve İsyan” adlı eseri okurken yalnızca bir tarih kitabı değil; aynı zamanda bir devletin var olma mücadelesinin anatomisini gördüm. Sahada görev yapan biri olarak şunu çok net söyleyebilirim ki; sınır yalnızca haritada çizilen bir çizgi değildir, aynı zamanda bir milletin hafızası, güvenliği ve geleceğidir. Bu kitap da tam olarak bunu anlatıyor. Lozan Antlaşması çoğu zaman yalnızca diplomatik bir zafer olarak değerlendirilir; ancak eser, bunun çok daha ötesinde bir anlam taşıdığını ortaya koyuyor. Yazar, Cumhuriyet’in kuruluş sürecini sadece siyasi kararlarla değil, içerideki isyanlar, dış müdahaleler ve parçalanma tehditleri üzerinden ele alıyor. Özellikle doğu ve güney sınırlarımızda yaşanan kırılmaların bugün hâlâ nasıl yankı bulduğunu görmek dikkat çekici. Bir tabip olarak savaşın ve çatışmanın en ağır yüzünü insan bedeninde ve ruhunda gördüm. Bu yüzden Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki iç karışıklıkları okurken, meseleye yalnızca askerî değil insani açıdan da baktım. Her isyanın ardında yalnızca siyasi hesaplar değil; parçalanan aileler, yitirilen hayatlar ve uzun yıllar süren toplumsal travmalar vardır. Kitap bu yönüyle de okuyucuya yalnızca bilgi değil, vicdani bir muhasebe sunuyor. Kitabın son sayfasını kapattığımda aklıma artık şehit düşen silah arkadaşlarım geldi… Birlikte görev yaptığım, aynı çayı içtiğim, aynı zorluklarda nöbet tuttuğum yol arkadaşlarım. Bazılarımız döndü, bazılarımız ise hayata tutunamadı. Nereye gidersem gideyim; kalbim ve ruhum her zaman onlarla olacak. Mustafa Kemal Atatürk bizlere bu ülkeyi emanet ederken, aslında yalnızca bir toprak parçasını değil; uğruna fedakârlık yapılacak bir vatan, korunacak bir onur ve gelecek nesillere bırakılacak bir
1000Kitap
AtatürkCon Sinov · Masa Kitap · 202581 okunma
Dinle beni
7/10
·256 syf.··
2026 39. kitabı
Dinle Beni, Tess Gerritsen’ın yine sürükleyici anlatımıyla başlayan ama bu kez temposunu zaman zaman kendi yan hikâyelerinde kaybeden bir roman olmuş. Boston’da korkunç bir cinayet işlenirken Dedektif Jane Rizzoli ve adli tabip Maura Isles olayın peşine düşüyor. Bir yanda travmatik bir cinayet soruşturması ilerlerken diğer tarafta Angela Rizzoli’nin mahallesinde yaşadığı olaylar ve komşularıyla olan ilişkileri hikâyeye farklı bir yön katıyor. Roman boyunca iki ayrı atmosfer paralel şekilde ilerliyor ve bu da okurda bir noktada bütün parçaların birleşeceği hissini sürekli canlı tutuyor. Tess Gerritsen’in kalemi zaten kolay okunan, akıcı ve merak uyandıran bir yapıya sahip. Bu yüzden kitap kendini yine okutuyor; sayfalar hızla ilerliyor. Ancak Angela Rizzoli tarafının hikâyeye fazla dahil edilmesi bende ana korku ve gerilim hissini biraz geri plana itti. Sürekli olarak mahallede yaşananlarla ana cinayet kurgusunun büyük bir bağlantısı çıkacakmış gibi düşündüm ama beklediğim gibi olmadı. Bu da romanın temposunu biraz düşürmüş. Yine de Gerritsen, gerilimi tamamen kaybettirmeden hikâyeyi toparlamayı başarıyor. Özellikle final kısmı “boşa okumuşum” hissi bırakmıyor; son bağlantılar fena kurulmamış. Ama serinin bazı kitaplarının yarattığı o yüksek tansiyon ve çarpıcılık burada biraz eksik kalmış gibi hissettim. Kötü bir roman değil, hatta türü seven çoğu okur yine keyifle okuyacaktır fakat ben bu hikâyeden biraz daha sert, daha karanlık ve daha vurucu bir deneyim beklerdim.
Dinle BeniTess Gerritsen · Doğan Kitap · 20221,420 okunma