• Bu iki kelimeye derinlemesine baktığımızda bazı soru işaretleri oluşabilir. Tabip, tıp mesleğini icra eden kişidir. Burada, tıp mesleğinin genel geçer bilgisine sahip olmak ve bunu yeterli ve gerekli derecede uygulayabilmek kâfi görünmektedir. Hekim sözcüğü ise anlam itibariyle çok daha derinlere uzanır ve bu tabirle nitelenecek kişilerde fazladan bazı özellikler aranmasını gerekli kılar. Hekim, sadece kendisine öğretilmiş bilgiyle sınırlı kalmayan, kendinden öncekilerin ve hocalarının hatalarını tekrarlamayacak bir feraset geliştirebilen, tıp mesleğindeki doğru ve yanlışları ayırt edebilecek kapasiteye ulaşmış, hikmet arayışında ve hikmetle iş görme azminde bir insanı tammlar yahut tanımlamalıdır. Hekim, karşısındaki hastanın her şeyden önce bir "insan” olduğu bilincinden asla uzaklaşmayan, ölüm ve hastalığı mücadele edilecek anormallikler olarak değil, hayatın doğal parçaları olarak görebilen, hem kendi hayatında hem de hastalarının yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşme sağlayabilecek zihnî ve fikrî donanıma sahip bir insanı düşündürmelidir. Dolayısıyla hekim, doktordan da tabipten de üst basamakta bir tanımlamadır ve hem meslekî hem de kişisel açıdan kâmil inşam düşündüren telmihlere sahiptir. Tıp fakültesinden mezun olmuş ve insanlardaki hastalıkların tedavisiyle uğraşan bir kişiye doktor mu, tabip mi, hekim mi diyeceğiz? Bu kelimelerden herhangi birinin anlam bulutuna özel bir zihinsel nüfuzumuz yoksa hiçbiri fark etmez. Zira anlattığımız şey, tabiplik mesleğini icra eden bir insandır. Tıp mesleğini ulvi bir sanat olarak icra edecek ve insan gibi, ruhu (zihinsel dünyası) ve bedeniyle birlikte müthiş bir karmaşıklık düzeyine sahip bir canlının dertlerine deva olmaya namzet insanlar yetiştirme ihtiyacındaysak, öncelikle ne istediğimize karar vermemiz gerekir. Geleneksel (Ortodoks) tıp geleneğinin katı ve sınırlı kurallarından kopmayı aklına bile getirmeden, insan bilgisinin diğer tüm birimlerine kayıtsız bir tarzda mesleğini şöyle veya böyle icra eden insanlarla, gerçek hekimleri ayırabilecek kelimelerimiz olmalıdır. Bu farkı anlatacak kelimelerimiz olmazsa, zamanla fark da ortadan kalkar... Gerçek hekim, insanı bir makine olarak görmez, ellerinde ölen hastasına ”ex oldu” diyerek yabancılaşmaz. Ölümle savaşmak gibi anlamsızlıklarla vakit harcamaz, kendisinin de kırılgan bir insan olduğunu unutmaz. Hastalıklarla değil, hastalarla uğraşır. Onları dinler, onlara dokunur, telkin verir, onları anlamaya ve dertlerine nüfuz etmeye gayret eder. Gerçek hekim için kan sayım sonuçları veya kandaki bazı maddelerin seviyelerini gösteren sayılar sınırlı anlamlar taşıyacaktır. Hekimin zihninde, her insanın aynı olduğu, dertlerin hastalıklardan, hastalıkların ise belli başlı bozukluklardan kaynaklandığı gibi "boş inançlar” yer bulamaz. Hekim kâmil insandır; bu anlamda doktor, hatta tabip bile, hekime nazaran sadece bir teknik uygulayıcı olabilir. Kelimeler her yerde önemli, kelimeler arasındaki bu küçük anlam farklılıklarını yok sayma ve onları birbirinin yerine ikame etme kolaycılığı, bizleri doğrudan aslî anlamları yitirmeye götürebilir. Hekim-tabip-doktor mevzuu sadece bir örnektir, yeterince kafa yorulursa bu konuda oldukça fazla örnek bulunabilir. Bir dostum bir sohbet esnasında, "Haysiyet, izzet-i nefis, gurur gibi kelimelerimizi attık bir kenara, hepsine birden onur dedik. Onur geldi ama biz haysiyetimizden olduk” demişti.
    Haksız da değil hani...
    Sinan Canan
    Sayfa 62 - Tuti kitap-Nefes yayıncılık
  • Hekimin gönlünü kapan o sevgiliyi hekim nasıl tedavi edebilir? Hiç ona ilaç tavsiye edilebilir mi?
    Eğer o, güzelliğinden bir zerre gösterecek olursa vallahi o hekime de bir başka tabip lazım gelecektir.
  • An yar ki ez tabib dil birubayet,
    Ura darû tabib çün fermayed,
    Yek zerre zihüsn-i hiş eger binümayed
    Vallah ki tabibra tabibî bayed.

    " Hekimin gönlünü kapan o sevgiliyi hekim nasıl tedavi edebilir? Hiç ona ilaç tavsiye edebilir mi?
    Eğer o, güzelliğinden bir zerre gösterecek olursa vallahi o hekime de bir başka tabip lazım gelecektir."