Mekke’deki evlilik geleneğinde aristokrat kadınların sözleşme yapabildiğini ve bu sözleşmelere ikinci bir eş alınmaması gibi maddeler ekletebildiklerini biliyoruz. Ancak Hz. Hatice’nin evliliğine dair elimizdeki kayıtlara baktığımızda onun sözleşmeye ikinci bir kadın alamazsın şeklinde resmi bir hukuki madde koydurup koydurmadığına dair kesin bir veri bulunmuyor. Mekke dönemi ve özellikle Hz. Hatice ile olan evlilik süreci hakkında kroniklerde ciddi bir bilgi eksikliği, daha doğrusu bir "seçici körlük" olduğu tarihçilerin de kabul ettiği bir gerçektir. Çünkü; İslam tarih yazımı büyük ölçüde Medine’deki devletleşme sürecine ve Abbasi döneminin ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir. Mekke’deki o ilk yirmi beş yıl, adeta Medine’deki siyasi ve askeri dehanın gölgesinde bırakılmış, sıradan bir aile hayatı gibi sunulmuştur. Oysa ortada çok net bir güç ve statü dengesi vardı. Yazılı bir sözleşme olsun ya da olmasın, Hz. Hatice’nin sağlığındaki o tekeşlilik halini belirleyen en büyük unsur, aslında aralarındaki muazzam sosyo-ekonomik güç dengesidir. Hz. Muhammed o evliliğe genç, yetim ve Hatice’nin kervanlarını yöneten bir işçi olarak girdi. Hz. Hatice ise Mekke aristokrasisinin en tepesindeki, kendi servetini yöneten bağımsız bir kadındı. İlk vahiy geldiğinde bile Hz. Muhammed’i teselli eden, onu rahip Varaka’ya götüren, yani hareketin hem maddi hem de manevi hamiliğini üstlenen kişi Hz. Hatice’ydi. Böyle baskın, güçlü ve statü sahibi bir kadının üzerine ikinci bir eş getirmek, dönemin Mekke örfünde bile o kadının ailesine ve statüsüne yönelik büyük bir hakaret sayılırdı ve ciddi bir toplumsal-ekonomik yaptırımı olurdu. Dolayısıyla o dönemdeki tekeşlilik, sadece duygusal bir bağın değil, aynı zamanda bu sarsılmaz toplumsal dengenin bir sonucuydu. Hz. Hatice’nin ölümü ve ardından
1000Kitap
Bilginin sınırlarını çizenlere: 🗡️ "Rafınız küçük. Zihinim değil." 🔥 TABU DEĞİL, GERÇEK 🔥 Bir şey sizi rahatsız ediyorsa, durun. ✋ Neden rahatsız olduğunuzu sorun kendinize. Çünkü ben sadece bir şeyi yapıyorum: Okuyorum. Düşünüyorum. Konuşuyorum. 📖🧠🗣️ Seks. Cinsellik. Beden. Arzu. Bu kelimeler sizi ürkütüyorsa, sorun bende değil — sorun, size bu korkuyu öğretenlerde. 🪤 Ben bir seksoloji öğrencisiyim. 🎓 Bir nü fotoğrafçısıyım. 📸 Bir isyancıyım. ✊ Ama her şeyden önce — bir insanım. 🫀 Ve insan bedeni; bastırıldığında hastalanır, yasaklandığında patlar, anlaşıldığında ise özgürleşir. 🕊️ Ben o özgürleşmeye hizmet ediyorum. Bu profil benim zihnimin haritası. 🗺️ Beğenmiyorsanız haritayı katlayıp gidin. Ama gitmeden önce şunu sorun kendinize: 🔍 Sizi asıl rahatsız eden ben miyim — yoksa kendi susturulmuş sorularınız mı? 💥
1000Kitap
Reklam
Bilginin sınırlarını çizenlere ithafen: "Kütüphanenize girebilecek kitapları seçme hakkınıza sonsuz saygım var, ama benim okuduklarım sizin rafınıza sığmayacak kadar büyük." 📚✨🌟 Cinselliğin Gölgesinde Bir Felsefi İsyan: Neden Tabuları Yıkıyorum? 🌟 Sevgili dostlar, gününüzün her anı özgür bir nefesle dolsun. Bugün, ruhumun derinliklerinden yükselen bir çağrıyla karşınızdayım: Neden bedenimizin en doğal ritmini, cinselliği, bir tabu zinciriyle sarıyoruz? Bu soru, son zamanlarda aldığım saçma sapan tepkilerin fitilini ateşledi – ve işte ben, bu yangını bir aydınlanma meşalesine dönüştürmeye geldim! 🔥💡 Burası benim kutsal alanım, şahsi hesabım; burada okuduğum, paylaştığım her kelime benim özgür irademin yansıması. Seks, cinsellik, pornografi üzerine yaptığım okumalar mı rahatsız ediyor? Lütfen durun ve düşünün: Bu, sadece bir heves değil, bir yolculuk. Cinsel terapi ve seksoloji eğitimi alıyorum; bedenimizin gizemli haritasını, fizyolojiyi, biyolojiyi ve anatomiyi keşfediyorum. Yıllardır nü fotoğrafçılığıyla uğraşıyorum – o çıplak formlarda, insan ruhunun en saf ifadesini görüyorum. 📸❤️ Sanatın ve bilimin ışığında, insanı tüm çıplaklığıyla anlamaya çalışıyorum.Ama asıl mesele, felsefi bir isyan: Cinsellikteki gereksiz tabulardan nefret ediyorum! Onlar, bizi kendi bedenlerimizden yabancılaştıran zincirler. Sokrates'in mağarasından çıkmak gibi, bu tabuları sarsarak özgürlüğe adım atıyorum. Psikoloji ve sosyolojinin derinliklerinde, adli tıpın soğuk gerçekliğinde geziniyorum; profilimi incelerseniz, sadece cinsellik değil, varoluşun tüm katmanlarını kucakladığımı göreceksiniz. Filozofça soruyorum: Neden korkuyoruz? Bu tabuları yıkmak, bizi daha insani kılmaz mı? 🤔🔓 Kimseye saygısızlık etmedim, rahatsızlık vermedim – ve aynı saygıyı bekliyorum. Beğenmiyorsanız,
1000Kitap
2000'lerin başındaki liberal entelektüel refleksin en büyük yanılgısı, süreci yalnızca bir "üst yapı" (hukuk, sivil toplum, AB normları, askeri vesayetin geriletilmesi) mücadelesi olarak okumalarıydı. Maddi temeli, yani ekonomik gücün ve mülkiyetin el değiştirmesini adeta demokratikleşmenin doğal bir yan ürünü gibi gördüler. Oysa tarihsel dönüşümler nadiren sadece fikirlerle yürür; hegemonya, kendi ekonomik elitini yaratmak ve eskisini tasfiye etmek zorundadır. Muhafazakâr sermayenin yükselişini "piyasanın çok sesliliği" olarak selamlayanlar, o sermayenin günün sonunda kendi kurumsal, kültürel ve siyasi monolitini inşa edeceğini öngöremediler. Bugün gelinen noktada, o dönem meşruiyet sağlayan aktörlerin hem ekonomik hem de kurumsal olarak sistemin tamamen dışına itilmesi, bu yapısal körlüğün trajik bir sonucu. Siyasi hareket, bürokratik ve askeri statükoyu geriletmek için dışarıdan entelektüel, hukuki ve uluslararası desteğe (yani liberal vitrine) ihtiyaç duyuyordu. Güç tahkim edildikten, yeni bir bürokrasi ve sadık bir sermaye sınıfı kurulduktan sonra bu kuramsal "ortaklara" ve onların karmaşık felsefi argümanlarına ihtiyaç kalmadı. Bir zamanlar sol-liberal tartışmaların, sivil toplum projelerinin ve tabu yıkan akademik konferansların merkezi olan Bilgi Üniversitesi’nin önce el değiştirmesi, ardından bugün (22 Mayıs 2026) bir suç örgütü/kara para soruşturmasının tetiklediği yasal prosedürle (Can Holding süreci) tamamen kapatılması, o eski dönemin sembolik dünyasından geriye hiçbir şeyin kalmadığının tescilidir. Siyaset, işlevini tamamlayan kurumsal ve entelektüel yapıları kendi evrimsel akışı içinde acımasızca eliyor. Türkiye'deki bu süreç küresel ölçekteki "Trump dalgası"na bağlı kurumsal bir erozyondur. Dünya genelinde de artık kurallara bağlı liberal yapılar
1000Kitap
En sevdiklerim 1Böyle söyledi zerduşt 2totem ve tabu 3çürümenin kitabı 4ağladığında 5sevme sanatı 6olmak ve sahip olmak 7kendime düşünceler 8varlık ve hiçlik 9huzursuzluğun kitabı 10sisifos söyleni 11 bulantı 12toplum sözleşmesi 13suç ve ceza 14deliliğe övgü
Toplumsal olarak varsayılan ahlak kuralları, toplumsal düzenimiz, evlilik âdetlerimiz, cinsel yasalarımız, eğitim ve din sistemlerimiz, bireylerin cinsel olarak benzer oldukları ve hepimizin davranışlarını ahlakın dikte ettiği tek bir modelle sınırlandırması gerektiği varsayımına dayanmaktadır. (Kinsey vd. 1948:197) #jeffreyweeks #birkavramınanatomisi #birkavramınanatomisicinsellik #toplum #evlilik #cinselyasalar #eğitim #din #toplumbaskısı #dikte #tabu #norm
Alıntı
Reklam
Reklam