Jean Teulé’nin İntihar Dükkanı, adıyla bile insanı ilk andan itibaren kendine çeken, oldukça marjinal ve cesur bir fikre sırtını dayıyor. Kitap, ölümün ve depresyonun kurumsallaştığı, intiharın bile bir "tüketim malzemesi" haline geldiği kapkara, distopik bir dünyayı anlatıyor. Kelimenin tam anlamıyla saf, katıksız bir kara mizah örneği. Konu olarak çok ağır, trajik ve konuşulması bile tabu olan bir temayı alıp, bunu absürt ve mizahi bir dille eritmesi yazarın en büyük başarısı.
Kitabın dili inanılmaz derecede hafif, akıcı ve yormayan bir tonda. Ağır felsefi cümleler altında ezilmiyorsunuz; yazar o karanlık atmosferi adeta bir masal gibi, su gibi akıp giden bir üslupla aktarıyor. Bu hafiflik sayesinde zaten kitap bir oturuşta, hızlıca bitiveriyor.
Ancak benim için kitabın en zayıf kalan halkası olay örgüsü oldu. Son zamanlarda benzer temalı, durum odaklı kitapları üst üste okumuş olmanın getirdiği bir doymuşluktan mıdır bilmem, hikayede beni sürükleyecek, merak içinde bırakacak güçlü bir olay örgüsü bulamadım. Kitap büyük kırılmalar, aksiyonlar veya derin dramatik çatışmalar sunmaktan ziyade, belirli bir konsept ve durum üzerinden ilerliyor. Bu durum odaklı yapı, bir noktadan sonra okuma deneyimimi biraz durağanlaştırdı ve açıkçası okurken yer yer sıkıldığımı hissettim.
Yine de Alan karakterinin o bitmek bilmeyen neşesiyle Tuvache ailesinin kara bulutları arasındaki savaş görülmeye değerdi. Hele ki o ters köşe sonu... "Mutlu son" illüzyonuna tam kapılmışken yazarın suratımıza çarptığı o ironik tokat, kitabın kara komedi iddiasının altını çok güçlü bir şekilde dolduruyor.
Derin bir olay örgüsü beklentisine girmeden, zekice kurgulanmış absürt bir dünya ve hafif bir dil eşliğinde farklı bir hiciv okumak isteyenlerin şans vermesi gereken, çıtırlık ama bir o kadar da