Merhaba arkadaşlar. Puşkin kapanışını çok değerli bir eserle yaptığımızı düşünüyorum. Belki çok epik, belki çok uçuk ve belki de çok garip gelecek ama Yıldız Tilbe – Sana Kalbim Geçti efsanesini sürekli kulaklarıma getiren bir ahenk duydum bu eserde ben. Ve bunun sahnelerle pek alakası da yok. Sanırım iki efsanenin birleşmesi gerekiyordu. Müziği zaten bilmeyenimiz yoktur diye düşünüyorum, kitaptaki efsaneye geldiğimizde ise Kiev Prensi Vladimir’in şövalyelerinden Ruslan ile Vladimir’in kızı Ludmila’nın evlenmeleri, kızın bir büyücü tarafından kaçırılması, kızı seven başka bir şövalye (Rodgay) aramalara dahil olmasıyla acayip bir durum ortaya çıkmış. Bazı insanların sevgisini gizli tutup kendi içinde yaşamalarına kızanlardan olabilirsiniz meğerki duygularını ifade eden insanların hayallerinin yıkıldığını öğrenene dek. Yine de herkes ve her şey yerinde güzel diyerek bir tartışma ortamını başlamadan bitirmek taraftayım. Dileğim, herkesin kiminleyse onunla mutlu olabilmesi.
Yine bu efsanenin uyarlamasında karşımızda başta kahramanlık olmak üzere mizah, göndermeler ve üzüntü ile cinsellik de kullanılmış. Ancak tüm bunların dışında beni etkileyen durum ise sadelik oldu. Evet sadelik. İhtişamlı içi boş cümleler yerine sade bir biçimde ilerlemesi belki de bu eseri öne çıkarıyordur bilmiyorum ama nasıl anlatsam, akşam olduysa akşam olmuştur yıldızlar oradan oraya koşmasa da akşam olmuştur, güneş heyecanla sabahı beklemese de akşam olmuştur, ışıklar yansa da sönse de akşam olmuştur yani. Ya da uzun zamandır sade bir yaşam sürdüğüm için renkli şeylere alerjim olmuştur diyerek çuvaldızı kendime batırmayı da ihmal etmeyeyim.
Tabi en önemli kısım ise şüphesiz, hepimizin de hemfikir olacağını düşündüğüm bir şekilde, iyiliğin her zaman kazanacağı ve umut dolu olunması gerektiği