‘Ölüm bu kadar yakından kokladığı insanların peşini kolay kolay bırakmıyordu. Er geç bir tarafta karşılarına çıkıyor, sofrasını açıyor, “Buyurun!” diyordu. Başka bir şey yapamadığı için sadece hatırlatıyordu.’
“Hikâyeyi! diye bağırdım korkarak. “Hikâyeyi! Ama size kim söyledi benim bir hikâyem olduğunu? Benim bir hikâyem yok...”
- “Bir hikayeniz yoksa, nasıl yaşıyorsunuz?” diye sözümü kesti o gülerek.
“Tamamen hikâyesiz! Yani, bizde dendiği gibi, bir başıma yaşadım, yani tamamen yalnız - yalnız, tümüyle yalnız- anlıyor musunuz, nedir bu yalnız?”