Rol Arkadaşım Perdedar - Kavli Garib Çoban
Rol Arkadaşım Perdedar - Kavli Garib Çoban Seni yolunu şaşırmış bulmuş, hidayete erdirmişti. (Duha - 7)) Her ne kadar açıksa da, yüz milyon sır orada meydana çıkar. Bu manadan Esmâullah’ın çevrelediği hicaplar ortada. Allah’ın Dâll İsm-i celâlinin, o zaman henüz peygamber olmayan Peygamberimizde, tecelli ettiğine işaret etmektedir. Ol deyince olduranın doksan dokuz adı ile. Senin kurbanın ne?… Gün akşamlıdır devletlüm, elbet biz de ölürüz. İnsan en çok sevdiğiyle sınanır. Eziyet edilen bir toprak oldu insan putperest yaşamda ama o Elif hâlâ anlaşılmadı. İbrahim kalbine en yakın olan ile sınandı. Asıl mesele; fark etmeden ilahlaştırdığın hangi arzudan özgürleşebildiğindir. İnsan bazen hurûf ilmine baş vurur. Ve teheccüt vakti Elif harfinin vahdet-i gösterdiğini söyler. O mânâ âleminden bir Elif dışarı atladı. Onu anlayanlar her şeyi anladı. Hepimiz peşindeyiz ama tanımlayamıyoruz. Para mı? Aşk mı? Başarı mı?… Yoksa hepsinden öte bir şey mi?.. Eziyet edilen bir toprak oldu insan putperest yaşamda ama o Elif hâlâ anlaşılmadı. Onu anlamayanlar da hiçbir şey anlamadı. Arayanlar, söğüt dalı gibi titrerler ki, bu Elif’i anlasınlar. Hiç zamanı değildi gidişin, beni biraz sev, sana hayranım. Attığın her adım, duyduğun her saat sesi aslında tek bir hakikate çıkar. Gittin; fakat canı hasretle beraber bırakıp gittin. Ben sensiz olan dostlar sohbetini bile istemem. Karşılıksız seven için en kötü duygu, onu her gün inciten davranışları hakkında bir suretle konuşmaya çalıştığında, suretin dinlemek yerine öfkelenmesi ve durumu ona karşı çevirmesidir.
Vâhidin üç alfabeyle yazılmış (Arap, Kiril, Latin) şiir kitaplarını okudum. Herhalde bütün şiirlerini okumuşumdur, hepsi de uzun uzundu. Kitapların bir kısmını okuduktan sonra aklımda birçok konuda şüpheler vardı. Şeyhlere, hocalara, mollalara lâf ettiği şiirlerini gördüğümde müslümanlığından şüphe etmiştim, şimdi anladım ki müslüman değilmiş, bunu açıkça da dile getirmiş: Зaһид чaлышыр йыxмaғa мeйxaнә бинaсын, Мәсҹид гaлaҹaг, әксинә, вирaнә, тәләсмә. Bәdriyә Qismәt et, yarәb, mәnә daim meyü meyxanәni, Xali etmә mәclisimdәn sağәrü peymanәni. Мәсҹид әһли нә билир мусиги зөвгүн, Вaһид! Чүнки ҹaһилдиләр олдугҹa, ҹәһaләтләри вaр. Kafirəm, versəm əgər meyxanə küncün məscidə, Eybi yoxdur, qoy desinlər küfri-aləm adimə. Müslüman olmadığı komünist olmasından belliydi aslında ama ben hüsnüzan ettim. Tam tahsilli olmaması şiirlerine menfî bir özellik katmış, şiirlerinde çok fazla kelime, sıfat ve tamlama tekrârı var. Yine de hakkını yemeyeyim, kelime haznesi medreseyi yarıda bırakmış bir insana göre fenâ değil. Şiirlerinin ekseriyetini beğenmedim, basit şiirlerdi. Tabiî içlerinde çok güzel şiirler de var. İdeolojisini şiirine yansıtmasa çok daha iyi bir şâir olurdu. Azerbaycanda bilinen bir şâir fakat Türkiyede pek tanınmıyor, onun hakkında burdaki çalışma ve araştırmalar da epey geç başlamış. Her şeye rağmen Türktür, bu yüzden Türk edebiyâtına dâhildir. Nâzım Hikmetin Türk versiyonu diyebiliriz, gerçi bu da haksızlık olur, Nâzımdan birkaç gömlek üstün, bir kere yazdıkları hakîkî şiir, mânâsız, vezinsiz, bomboş lakırdılar değil. Biyografisini de okudum, bir de -Arap harfli- hâtıralarına dâir bir kitap vardı, fazla detaya girmek istemediğim için onu tam okumadan kapattım, birkaç sayfasını okudum, şiirlerinin yazılma sebepleri, hikâyeleri falan vardı. Şehriyârın onu tanıyıp
Edebiyat
Reklam
Hangisi burjuva?
Lütfen yazdıklarımı yorumlayıp ya da eleştirebilir misiniz? Fikir alışverişinde bulunalım… Acaba marksistler küçük burjuva büyüyememekte ve yavaş yavaş dağılıyor demekle şu an beyaz yakalı memurlarını mı kastediyorlar? Yani evet onları kastetmiş olabilirler ama benim değinmek istediğim nokta farklı bir şey. Üniversitelerinin artmasıyla birlikte mezun gençlerin iş bulamamasındaki sebebi birey olmadıkları ve sadece sistemin dayattığı müfredata göre eğitim aldıkları olabilir mi acaba? Birey olmayı kafasına koymuştur ama ne birey ne de kitlenin parçası olabilmişler. Üniversite okumayan gençlerin çoğu ya babasının işini devam ettirmekte ya da kendileri bir iş kurup büyümeye çalışmakta. İşin ilginç tarafı bu yol liberalizm yoludur ama yoksul köylünün çocuğu ya da fabrika işçisinin çocuğu kendi işlerini yaptığında refaha ulaşma süreleri daha da kısa sürüyor. Tahsilli gençlerin mezun oldukları zaman iş bulamamasının nedeni, içinde bulunduğu ortamı sorgulamadan kabul etmesi ve eğitimli olmanın bir esnaftan daha ayrıcalıklı olduğu görüşünü benimsemesinden kaynaklanıyor. Yani doğru olarak kabul ettiği şey, dayatılan eğitim sistemini doğru olduğunu düşünmesidir. Kendisine dayatılan eğitim modelinin doğruluğunu tartışmamakta ve aldığı eğitimden de gurur duyma safhasındadır. Küçük esnaf tekelleşmiyor ama kendi işinin patronu olduğu için geçinebiliyor, tahsilsiz olduğu gerçeğini elbette gözardı etmemek gerekir. Ama geçmişte bir ayrıcalık olan küçük burjuva sınıfı yani beyaz yakalı memur şimdilerde ise bir köylüden ve bir proleterden daha vahim durumda.
Felsefe
Günün kıssası
Yavuz Sultan Selim Han, tahta çıkar çıkmaz “sadaret” yani günümüz “başbakanlık” makamını boşaltmıştır. ilk divanda sadrazam atayacağını duyurur. Paşaların tamamı Enderûn’ludur, tahsilli, kalifiye kimselerdir. Sadece Piri Mehmet Paşa gazi-alaylıdır. Savaştan-savaşa, cepheden-cepheye koşarak yetişmiş, imanı ve bileğinin hakkıyla paşadır. Divan günü bütün paşalar, saatlerce önceden koşarak padişah’a yakın yerlere otururlar. Hepsinin gönlünde sadrazamlık yatmaktadır. Piri Mehmet Paşa ise divana birkaç dakika kala gelir ve padişaha uzak, kapıya çok yakın bir yerde durur. Yavuz gelir... Selam-sabah, hoş-beşten sonra Divan-ı açar; “Bre Paşalar.! Bir karara vardım. Ne dersiniz ? diye kararını açıklar. Açıkladığı karar, devletin yüzde yüz aleyhine bir karardır.! Sonra meşveret gereği; “Falan Paşa ne dersün.? diye sırayla sormaya başlar. Aldığı cevaplar; “-Muvafıktır Hünkarım.. -Çok doğru Hünkarım... -Siz yeryüzünde Allah’ın gölgesiniz, yanlış yapmazsınız Hünkarım.” Ve benzer sözlerdir.. Sıra, en sona kalan Piri Mehmet Paşa’ya gelir. “Bre Piri Paşa.! Sen ne dersin.?” diye soru tekrarlanır. “-KÜLLİYEN YANLIŞTIR HÜNKARIM.” Cevabı ile sanki bir bomba düşer.! Herkes Yavuz’un gazabını düşünerek titremeye başlar.! Yavuz; “-Bre Piri, bizden korkmazmısın.! Bilmezmisin biz KELLE alırız.!” diye kükrer. Cevap da saygılı ama aynı cesur tonlamayladır; “-Haşa Hünkarım... Yüreğimizi Allah korkusu, öylesine kaplamıştır ki başka bir korkuya asla yer yoktur..” …Yavuz Sultan Selim Han Piri Mehmet Paşa'yı SADRAZAM olarak görevlendirir. **** Her gördüğünüz insana karakter yüklemeyin, Bırakın karakterini kendi belli etsin, Küpü kırıp içine bakmaya gerek yok, Mutlaka bir yerden sızıntı verecektir. Tüm dostlarıma selâm olsun
3 Mayıs 1944 tarihinde yaşanan gelişmeler, kamuoyunda Irkçılık-Turancılık Davası olarak bilinen sürecin başlangıcını teşkil eder. Aralarında Nihal Atsız, Nejdet Sançar, Zeki Velidi Togan, Hüseyin Namık Orkun gibi devrin yüksek tahsilli, ilim sahibi aydınlarının bulunduğu bir kadro, siyâsî atmosferin baskısı altında adil olmayan bir şekilde yargılanmıştır. Dava sürecinde sanıklar yalnızca asılsız hukuki isnatlarla değil, aynı zamanda ağır tecrit, kötü muamele ve işkencelere de maruz kalmıştır. Ancak nihayetinde Askerî Yargıtay nezdinde verilen beraat kararları ile bu sürecin hukukî temelden yoksun olduğu ispatlanmıştır. Bu yönüyle 3 Mayıs, Türkçüler için yalnızca bir mağduriyetin değil, aynı zamanda dik bir duruşla, vakar ile yürütülen bir mücadelenin ve millî mefkûreye bağlılığın sembolü hâline gelmiştir. Türkçü aydınların maruz kaldığı haksızlıkları hatırlamak kadar, onların temsil ettiği fikrî mirası, ahlâkî seciyeyi ve ilmî esaslara müstenit Türkçülük telakkisini derinlikli bir idrakle kavramak da bu günün hakikî mânâsını teşkil etmektedir.
➡️ *Herkes, dinini övmektedir* *Sual: Din nereden öğrenilir?* *Cevap:* Peygamberler vasıtası ile, Allah tarafından bildirilmiş olan yaşamak yoluna *(Din)* denir. İnsanların yaptığı yaşamak yoluna *(Kanun)* denir. Din, anadan, babadan ve kitaptan öğrenilir. Dinsiz insan olamaz. Her insan, dininin emirlerine uygun olarak yaşar. Dinine uyanın, dünyada rahat yaşayacağına ve ahirette Cennete giderek, sonsuz saadete kavuşacağına, başka dinde olanların, dünyada sıkıntı çekeceklerine ve ahirette Cehennem ateşinde sonsuz yaşayacaklarına inanır. Herkes, dinini övmektedir. Propagandalarla, reklamlarla herkesi kendi dinine çağırmakta, böylece kendi dininin doğru olduğuna inanmakta ve herkesi inandırmaktadır. İnsanın dünya ve ahiret saadeti, dinine bağlı olduğu için, insan, anasından, babasından öğrendiği dinine bağlı kalmamalı ve propagandalara ve reklamlara aldanmamalı, mevcut dinlerin hepsini incelemeli, doğru olduğunu anladığı dine sarılmalıdır. *Hakikat Kitabevi*'nin çıkardığı kitaplar, bütün dinleri tarafsız olarak bildiriyor. Uzun senelerin tetkiki neticesinde, bütün dinleri okuyucularına haber veriyor. İslam dininin ise, hiç değiştirilmemiş hak din olduğunu, bütün insanlara saadet yolunu gösterdiğini, inanılacak dinin yalnız İslamiyet olduğunu bildiriyor. Tahsilli, akıllı her gencin, *Hakikat Kitabevi*'nin kitaplarını muhakkak okumalarını tavsiye ederiz. Aklı ile, ilmi ile, vicdanı ile karar vererek, saadete kavuşmaları, yalan ve hileli yazılar ile okuyucularını aldatanların tuzaklarına düşmemeleri, dünyada ve ahirette felâketlere, sonsuz azaplara uğramamaları için dua ederiz. *İslam Ahlâkı s. 399* hakikatkitabevi.net/bookread.php?bo... ❤️ Beğen 👉 Paylaş 📣 Tavsiye Et
Alıntı
Reklam
Reklam