Bu, hayatın baharı değil, ömrün hazanı...
8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 13:00
Türk Edebiyatı okumayı severim. Her zaman dediğim gibi bende Türk Filmi izliyor hissi uyandırır. Bu kitapta ondan aşağı kalmadı. Anlatımı son derece güzeldi. Duygusal, romantik, betimlemeler kişileri canlı halde sunacak düzeydeydi. Kitabın bütününde akıcılık ve merak unsuru sizi sarıyor. Konu da oldukça bilindik. İki kadın bir adam... Türk edebiyatının klasik bir çerçevesi vardır. O çerçeve içinde kişiler kahramanlar değişir... Zavallı Necdet... Bence kitabın adı Zavallı Necdet olmamalıydı. Necdet'in neresi zavallı pardon? Kısaca konuyu özetlemek gerekirse, son derece çekici, yakışıklı, tahsilli, görgülü, zengin bir adam var : Necdet Feridun. O kadar kendini beğenmiş birisi ki bazı sayfaları okurken adama sinir olabilirsiniz. Zira ben fazlasıyla oldum. Ama ne derler bilirsiniz, Böbürlenme Padişahım Senden Büyük Allah Var.... Necdet Feridun ailesinin taşındığı yeri başta küçümser... Sonra ziyaretlerine gittiğinde yandaki pembe köşkte bir kız görür ve kalbine kurşunu yer. Hani kızları gönül eğlendirmek için kullanan, gelip geçici sevdalar yaşayan, kadınları önemsemeyen, sevmeyi seven Necdet Feridun aşkı tanır, hemde öyle böyle değil... "Budala! Hayatımı tamamen ona adayacağımı sanıyordu galiba. Hakikaten! Kadınlar fikirsizdir."(s.4) böyle düşünen bir adamın, bir kadın yüzünden perişan oluşunu izlemek için bile okunur bu kitap. Kitap boyunca Necdet'in yaşadıklarını, arkadaşı bizlere aktarıyor. İkili ilişkilerin geniş olduğu bir kitap diyebilirim... Necdet pembe köşkte gördüğü Meliha'ya aşık olur. Ancak Meliha, Necdet'in kötü şanından haberdar olduğu için ona asla yüz vermez. Meliha'nın abisi ile Necdet'in kardeşi evlenir... Eş zamanlı olarak Necdet'in okuldan beri tanımakta olduğu İbrahim Şemsi Bey ile Meliha da izdivaçta bulunurlar. Bu süreçlerde Necdet
Zavallı NecdetSafvet Nezihi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20215,2bin okunma
Allahaısmarladık
Puan vermedi·160 syf.··
2026 134. kitabı
Çanakkale cephesinde henüz 21 yaşındaki bir teğmenin 29 gün boyunca tuttuğu günlük notları Seyit Ahmet Sılay tarafından kitaplaştırılmıştır. Sılay’ın günlüğe uygun gördüğü isim ise şehidin kısacık ömründe dile getireceği son sözler olacaktır: “Allah’a ısmarladık!” Bu, apaçık bir veda sözüdür. Teğmen İbrahim Naci, günlüğüne son noktayı koyarken şehadet mertebesine erişeceğini gayet iyi bilmektedir. Aynı şekilde ilk satırlarını yazarken de… Kendisini tanıtırken ev adresini verir ve şu sözleri kaydeder: “Bu defter kimin eline geçerse bir şehit hürmetine yukarıdaki adrese göndersin…” (s. 41) Notlarına bakıldığında, henüz 21 yaşındaki teğmenin fevkalade bir edebî üsluba sahip olduğu görülür. Tasvirleri ve duygu yüklü satırlarıyla bazı bölümlerin bir öykü tadında okunduğu söylenebilir. Esasen tahsilli ve kendisini yetiştirmiş olduğu da anlaşılmaktadır. Üstelik İbrahim Naci, cephede roman dahi okumaktadır. Onun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’te de karşılaştığımız bu yönü; okumanın lüks değil, bir ihtiyaç olarak algılanması gerektiğini gösterir güzel bir örnektir. İbrahim Naci’nin, notlarını alırken düz bir anlatıma başvurmadığı belli olur. O, mekân tasvirleri yaparak günlüğüne bir seyahatname havası katmayı da başarır. Aslında savaşın her yönünü açığa çıkarmaya çalıştığı da söylenebilir. Onun notlarında günlük gazetenin bile ne kadar kıymetli olduğu anlaşılır. O, vatan aşkının yanında memleket hasretini; memleketine ve sevdiklerine kavuşmanın yolunun vatanın kurtarılmasından geçtiğini büyük bir ustalıkla sezdirir. Savaşın ortasında, bir neferin hissettiği karmakarışık hisleri satırlarına nakış nakış işler. Onda aşkı, özlemi, umudu, coşkuyu, korkuyu, cesareti, inancı bir arada bulursunuz. Ve savaşın en acı gerçeği olan ölümle şu satırlarda karşılaşıp hüznün doruklarına
Tarih
Allahaısmarladıkİbrahim Naci · Yeditepe Yayınevi · 2021629 okunma
Reklam
Bir idam mahkumun son günü
Puan vermedi
Bayılarak okuduğum bir eser ..ve bi kac kez okudum.. şiddetle tavsiye ederim.. Krallık dönemi Fransa'sinda geçen bi olay . Genç ve o dönem e göre tahsilli bir adam. Yokluk içinde yaşıyor.. ilac parası için birinden para istiyor. Çıkan kavgada adamı bıçakliyor.. Fransız mahkemesi hakkında idam kararı veriyor .. İdam kararı/ Fransız adalet sorgulamasi / mahkumun ruh hali / kurtulma ümidi..bunlari çok güzel ve içten ve gerçek bi dille yazmış yazar .. Okuyun derim.. tavsiye ederim. 10 /10
1000Kitap
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,3bin okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2026 6. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 00:22
Günlerce elimde sürünen bir eserdi ki bu yazarın önsözündeki iddialarını boşa çıkarıyor diyebiliriz aslında. Ahmet Mithat, şu minnacık öyküsüne "Hikâyeden Evvel İki Söz" başlığı altında eserinin o dönem eserlerinden irtifak eden yanlarını aşikar etmek ve Türk edebiyatında eşi benzeri görülmemiş hususiyetlerini okura bildirmek amacıyla iki çift kelâm etmiş, akabinde de bizleri hikâyenin sonu ile karşı karşıya bırakarak ortaya koyduğu yeni tarzın telifini almış kendince. Olaylar Ensesi Yamalı Kanlı Mustafa Paşa'nın Eyüp'teki konağında cereyan eder; hikâyenin esas kahramanları ise Sinesaf ile Sıtkı'dır. Sinesaf, konağın halayığı; Sıtkı ise Kanlı Mustafa Paşa'nın yeğenidir, kendisi yüksek tahsilli bir bey olup konaktaki halayıklar ile çeşitli alanlardan dersler yapar. Sinesaf ile Sıtkı bu derslerde birbirlerini tanıyıp âşık olurlar, lakin öteden beri Sıtkı'ya takıntılı olan konağın hazerfan kadını Behice Hanım bu iki âşığın vuslatı önünde bir handikaptır. Aralarını yapma bahanesiyle yanaşıp bu ikisinin tüm sırlarına tıpkı bir dert ortağıymışçasına hakim olan bu kadın, kendisini Sıtkı'ya nikahlamak koşuluyla asıl niyetini belli eder de kendi teklifine müspet olmaya yakın bir cevap almak şöyle dursun, buna kat'i surette karşı çıktıklarını görünce işte o zaman türlü dolaplar çevirmeye başlar. Konaktaki kendi halindeki insanları birbirine katar; halayıkları Sinesaf'a karşı doldurur. Çevirdiği son dümen ise Sinesaf ile Sıtkı'yı birbirine öldü göstererek ayrılmalarını sağlamaktır. Ahmet Mithat, işte hikâyenin sonunu, yani Sinesaf ile Sıtkı'nın bu planlardan sağ çıkıp kaçmalarından başlayarak anlatmaya başlar. Biz okurlar olarak tüm hakikatleri, konağında olup bitenleri öğrenmek istemesiyle iz sürmeye muktedir olduğunu hatırlayan Ensesi Yamalı Kanlı Mustafa Paşa'nın,
Edebiyat & Roman
Ölüm Allah'ın EmriAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20242,290 okunma
Ruhumda derin bir acı ve durgunluk hissediyordum.
Puan vermedi·336 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 02:53
A'mak-ı hayal; varlık, hiçlik, yaşamın amacı, ruhun gizemi, kâinatın sırları... Gibi felsefi ve tasavvufi konuların ele alındığı, Tanzimat dönemi'nin verimli yazarlarından filibeli Ahmed hilmi'nin eseridir. A'mak-ı hayal, özet olarak hayatını yaşayan, bir yandan da ruhun derinliklerinde bazı sorunlarla boğuşan, bildiği her şeyden şüphe duyan ve şüphe nedeniyle huzursuz olan Ahmet Raci'nin aynalı baba ile karşılaşması ve hayal âlemindeki gezintilerle ruhunu anlatmaktadır. Kitaba ilişkin bilgiler: A'mak-ı hayal eseri iki bölümden oluşmaktadır birinci bölümde Ahmet Raci'nin aynalı baba ile karşılaşması ve dokuzuncu gün sonunda vedasıyla bitmektedir. İkinci bölümde ise Ahmet Raci'nin Manisa deliller hastanesindeki hatıralarını incelemektedir. Kitap özeti: Ahmet Raci, çevresi tarafından sevilen tahsilli bir gençtir. Hayatında somut bir sorundan bahsetmek zor olsada kalbinde bir ağırlık bulunmaktadır: bildiği şeylerden kuşku duymaktadır. Ruhu, maneviyati tamamen kabul etmek ister; başaramaz, inkar etmek ister, kalbi tatmin olmaz. Kısacası hayatı anlamlandırmaz, bildiği şeyleri şüphe içinde bocalar durur. Günün birinde arkadaşları ile güzel bir kasabaya üç günlük bir gezi yaparlar. Bir mesire alanında zaman geçirecekken, Ahmet Raci, tarafından olup biteni umursamayan iki meczubu konuşmasına kulak misafiri olur. Meczuplardan birinin "lakin cahiller, bir şeyi iki isimle anlıyorlar!" Şeklindeki ifadesinden sonra dayanamayarak kendisinin var olduğunu, varlık ve yokluğun aynı olmayacağını savunur. Meczuplarin alaycı ve mağrur tavırları varlığa ilişkin kuşkularını daha da derinleştirir. Gezi dönüşünde, evinin yakınında, gelip geçerken sürekli gördüğü mezarlığa bir kez daha dikkat kesilir ve genel durumun aksine kapısının açık olduğunu fark eder. İçeri girer ve bir kulübeye
Alıntı
A'mak-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Bilge Kültür Sanat · 201722,3bin okunma
Puan vermedi·1025 syf.··
2026 17. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2026 23:36
İran filmlerini izleyenler bilir; film biter bir şeyler yaşanır bir sonuca bağlanmasını beklersin ama bir anda film biter.Film giriş ve gelişmeden oluşur, sonucu seyirciye bırakılır,artık nasıl devam ettirmek istiyorsa. Kitap da aynen öyle, bir sonuca bağlanmıyor. Son söyleyeceğimi baştan söylemek istedim. Kitap 3 ana karakter ve babaları etrafında dönüyor. Alyoşa, kardeşlerin en küçüğü, iyilik dolu saf temiz dindar bir genç. İvan ortanca kardeş. Ateist, tahsilli, din ahiret ölüm ve felsefi konulara kafa yoran, abisi Dmitri’nin nişanlısına göz koyan, Babası Fyodor Pavloviç Karamazova en çok benzeyen karakter. Dmitri kardeşlerin en büyüğü. Nişanlısını da bir nebze seven ama onun haricinde aşüfteye(Gruşenka)vurulan saplantı derecesinde ona bağlanan, ki bu da sonunu getirdi, kavgacı hovardanın serserinin biri. Fyodor Pavloviç Karamazov, karamazov kardeşlerin “babası”.Babalıktan zerre nasibini almamış.Analarına da rahat bir hayat sunmayan,şehvet düşkünü; oğlu Dmitri’nin sevdiği aşüfteye aşık olan, cimri, engelli bir kıza tecavüz edip hamile bırakan tüm ahlaki değerlerden yoksun bir aşağılık! Kitap boyunca şunu fark ettim Dostoyevski okurdan düşünmesini istiyor. Olay oldu bir sonuca bağlansın bir şey olsun değil, bu olayın iç yüzünü sebeplerini karakterlerin derinliklerinde yaşanan ruhsal durumları düşündürtüyor. Başka yönlerden olayı görmemizi istiyor.Mahkeme salonunda yaşanan konuşmalar psikolojik tahliller bunun en büyük kanıtı. Ayrıca kitapta mahkeme salonunda yaşananlar “12 kızgın adam” filminin içinde gibi hissettirdi. Filmden farkı, bir sonuca bağlanmaması, suçlunun bulunmamasıydı. Suçluyu okur biliyor, burayı es geçmeyelim.En son avukatı dinlerken okur ve mahkeme salonundaki herkes sanığın beraat edeceğini düşünüyordu çünkü çok iyi savundu sanığı ki suçsuzdu da ama
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,2bin okunma
Reklam
Reklam