Bir bıçak bilenmez bu sabah yalnızca;
suskunluk ve yutkunma da çeliğe sürtülür biraz.
Mahallenin üstüne eğilen gökyüzü,
eski bir bakır sini gibi
ezan sesini taşır minarelerden avlulara.
Şafak, ince bir kurban duasıdır,
Bulutlar, beyaz ihramlar gibi
sessizce geçer çatıların üstünden.
Güneş, bakır bir tas içinde dağıtılan sıcak süt misali,
her sokağa biraz huzur bırakır.
Evler erkenden uyanır.
Her ev, önce kırgınlıklarını temize çeker bayram sabahı.
Avlularda telaşın ayak sesleri,
bileylemelerin yankısına karışır.
Çocuklar ceplerine şekerden önce
küçük mucizeler doldurur,
bayramlık pabuçlarıyla
sanki dünyayı ilk kez giyerler ayaklarına.
.
Anneler, tencerelerde yalnız et değil,
ete özlemi de kavururlar usulca.
Babalar ise
cüzdanlarındaki eksikliği saklayıp
sofralara bereket gibi otururlar.
Kurbanlıkların gözlerinde
göklerden inmiş bir kader sessizliği vardır.
Kurbanın gözleri, dünya atlasının en tenha denizidir.
Avlunun ortasında duran iki sessiz göldür.