Gamze

Gamze
Kadir Akbaba 𐱅𐰀𐰤𐰼𐰃 𐱅𐰇𐰼𐰜𐰃𐰏 𐰴𐰆𐰺𐰃𐰔𐰆 𐰘𐰀𐰏𐰓𐰔𐰇!
Felsefe Öğretmeni
Yüksek Lisans
Erzurum
811 okur puanı
Mayıs 2018 tarihinde katıldı
Tefsir tarihi üzerine yapılan çalışmalar, tefsirler arasındaki yorum farklılıklarının arkasında, müfessirin fikrî eğilimi, uzmanlık alanı ve siyasî tutumu gibi kişisel unsurların yanı sıra, müfessirin yaşadığı çağın ihtiyaç ve imkânları gibi toplumsal unsurların da yattığını göstermektedir. Bu durum, Kur'an tefsiri alanındaki çok sesliliğin sebeplerini anlamamızı kolaylaştırdığı gibi, tarih boyunca neden tek bir tefsirle yetinilemediğini de anlaşılır kılmaktadır. Bunun başlıca sebebi tefsir faaliyetinin, özü itibariyle sübjektif olan "yorum"dan ibaret olmasıdır. Tefsir faaliyetinin sübjektif karakteri sebebiyle, bugün içinde, okuyucusunu bütün diğer tefsirlerden müstağni kılacak ve Kur'an'ı anlama konusundaki sorunları giderecek bir tefsirden söz etme imkânı yoktur. Buna bağlı olarak herhangi bir tefsirin Diyanet İşleri Başkanlığı'nca neşredilmiş olması, o tefsire resmî bir hüviyet kazandırmaz. Başkanlığın yaptığı, yayınlar konusunda dine ve topluma karşı sorumluluğu, ilme uygunluğu esas almaktır.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
1925 yılında Diyanet İşleri Reisliği bütçesi tartışılırken muhtelif mebuslar tarafından, toplumsal sorunların işleneceği ve günün insanına hitap eden bir Türkçe tefsire duyulan ihtiyaç dile getirilmiş ve konu ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Nihayet Diyanet İşleri Reisliği bütçesinden Kur'ân-ı Kerîm ve ehâdîs-i şerif enin tercüme ve tefsiri için muayyen bir meblağ tahsis edilmiş ve Kâmil Miras'ın teklifiyle söz konusu tefsiri yazma görevi Elmalılı M. Hamdi Yazır'a tevdi edilmiştir.
Din
Bilinen ilk Türkçe Kur'an meali Sâmânoğulları lideri Mansûr b. Nuh'un döneminde yapılmıştır. Kur'an meali özellikle Selçuklu dönemlerinde bilim ve sanat dilinin Arapça ve Farsça olması sebebiyle fazla rağbet görmemiştir. Osmanlı tefsir geleneğinde ise müstakil sûre ve cüz tefsirlerinin yanı sıra Zemahşerî, Fahreddin er-Bâzî ve Beyzâvî gibi müfessirlerin tefsirlerine yapılan birçok şerhle söz konusu eserler yeniden inşa edilmeye çalışılmıştır. Bugünkü anlamda yaygın olan Türkçe tefsir ve meal geleneğinin, Tanzimat döneminde (1839-1876) başladığı söylenebilir. Bu dönemde gerçekleştirilen ve nicelik açısından sınırlı olan tefsirî meallerdeki çeviriler genellikle Farsça'dan Türkçe'ye kazandırılmıştır.
Din
Gerek rivayet tefsiri gerekse dirayet tefsiri olarak değerlendirilen klasik tefsirlerde, Kur'an'ı baştan sona tefsir etmeyi amaçlayan ve Mushaf tertibini esas alan bir yöntem izlenmiştir. Klasik dönemlerde tefsir ilminin bir karakteri olarak oluşan Kur'an'ı baştan sona ve Mushaf tertibine göre tefsir etme geleneği, Derveze'nin sûreleri nüzul sırasına göre tefsir ettiği et-Tefsîru'l-Hadîs'i gibi istisnalar dışında, modern zamanlara kadar yazılan bütün tefsirlerde hâkim olmuştur.
Din
Zeyd b. Sâbit'in başkanlığını yaptığı bir komisyon, birkaç yıl süren çalışması sonucunda, biri hilâfet merkezinde kalmak, diğerleri farklı bölgelere gönderilmek üzere, Hz. Ebû Bekir döneminde toplanan Mushaf'a istinaden muayyen sayıda resmî mushaflar hazırlamıştır. Bugün elimizde bulunan mushaflar işte bu mushafa dayanmaktadır.
Din