İki Hukuk Sistemi Arasında: Küresel Finansın Çifte Kıskacı
2 Mayıs 2026'da Çin Ticaret Bakanlığı sessiz ama sarsıcı bir adım attı. ABD'nin Çinli rafinerilere yönelik hamlelerine karşılık, 2021 tarihli Engelleme Kuralları'nı ilk kez fiilen işleterek Amerikan yaptırımlarını kendi topraklarında geçersiz ilan etti.
Bu hamle yalnızca bir savunma refleksi değildi. ABD'nin "sınır ötesi yargı yetkisi" iddiasına karşı Çin kendi sınır ötesi hukukunu sahaya sürdü. Ve bu iki hukuk sistemi arasında sıkışan taraf, küresel bankalar ve çok uluslu şirketler oldu.
Tablo şöyleydi: Bir banka ABD yaptırımlarına uyarak Çinli rafineriyle ticareti keserse, Çin mahkemelerinde devasa tazminat davalarıyla karşılaşıyor ve Çin'deki varlıklarını kaybetme riskiyle yüz yüze geliyordu. Ama Çin hukukuna uyup ticarete devam ederse, bu kez ABD onu dolar sisteminden — SWIFT ve CHIPS'ten — dışlamakla tehdit ediyordu.
Bu gerçek bir çıkmazdı. Her iki yol da ağır bedel taşıyordu.
Ancak burada durmak ve metodolojik bir itiraf yapmak gerekiyor.
Bu noktaya kadar anlatılan her şey — Çin'in rezerv hamlesi, teacup rafinerileri, 2 Mayıs kararnamesi — doğrulanmış veriye dayanıyordu. Ama "bundan sonra ne olacak?" sorusuna gelince, tablo değişir.
Dikkat çekici bir kronolojik ayrıntı var: ABD'nin Hengli Grubu için yayımladığı tasfiye lisansı, Çin'in kararnamesinden 43 gün önce — 20 Mart'ta — yayımlanmıştı. Bu, Washington'ın Çin baskısıyla geri adım atmadığını, olağan bir kurumsal prosedürün işlediğini gösteriyor. Sistem kırılmamış; ama iki egemen gücün şirketlere çelişkili talepler yönelttiği derin bir ayrışma evresine girilmiştir.
24 Mayıs 2026'da tasfiye süresi dolduğunda Batılı kurumların fiilen ne yaptığını, gizli gri alanlar yaratıp yaratmadıklarını, büyük bir hukuki savaşın başlayıp başlamadığını henüz