Mustafa Talha Arıkan

Mustafa Talha Arıkan
@talharkn
2 Şubat 2000
10 okur puanı
Aralık 2022 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Tanrı’ya İhtiyaç Duymak/ Soren Kierkegaard
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
İnsan neden Tanrıyı düşünmeden duramaz? Bu düşünmelerinin sonucunda Tanrıya nasıl ulaşabilir ve ona nasıl tekrar dönebilir? İnsanın içinde Tanrı var mıdır? Tanrı nasıldır? sorularının cevabını Hristiyan perspektifinden ve varoluşcu felsefeyle bulabileceğiniz bir eser. Kierkegaard insanın iki düşünme yolu olduğunu söyler bunlar nesnel ve öznel düşünmedir. İnsan nesnel düşündüğünde tanrının varlığına kanıtlar arar ve “Tanrı nedir?“ sorusunu cevaplamaya çalışır. İnsan öznel düşündüğündeyse özüne döner ve “Tanrı nasıldır?“ sorusunun cevabını arar. İnsan nesnel düşünmeyle yola çıktığında Tanrıyı ihtişamından ayırır ona bir nesne gözüyle bakar ve bu yolla Tanrı inancına varması olanaksızdır. Tanrıya ulaşmanın yolu özüne dönmektir Tanrının var olduğunu kabul etmektir. Gözün kapalı tüm kararlığınla, tüm istek, arzu ve sevginle Tanrıya iman etmelidir. Tanrının varlığı kesindir cevabını arayacağımız soru Tanrı nasıldır olmalıdır. Tanrı olmasaydı bu kavram insanın aklına asla gelmez tartışma konusu olmazdı. Yok olduğunu düşünmek makul bir yol değildir sadece hakikat peşinde kararlılıkla koşulmalıdır ama bu “Hakikat nedir? “ sorusu Tanrıya ya da Mesih’e sorulmamalıdır zira onlar hakikatin kendisidir. İnsan onlara iyi olarak yumuşak huylu olarak sevgiyle ve inançla yaklaşmalıdır. Tanrı nesne değil ilahi bir ruhtur ve Mesih bu kutsal ruhun bir parçasıdır. Yaratıcı Mesih suretinde insanların en çilelisi, en yoksulu ve en aşağı halinde dünyaya zuhur etmiştir. Tanrı insana mütevazı yaklaşarak bir armağan bahşetmiş onun gibi yaşamış onu anlamak istemiştir. Tanrı bize bu kadar yakındır. O bize nasıl yaşanması gerektiğini göstermiştir. Bizlerin yapması gereken bu surete hayranlık duyup onu taklit etmek değil onu anlamaktır. Kierkegaard Tanrıya dönük yaşama yolunda Hristiyanlarla dünyanın
Düşünce
Tanrı’ya İhtiyaç DuymakSoren Kierkegaard · Zeplin Kitap Yayınları · 2020354 okunma
Reklam
Beyaz Geceler/ Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
6/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
Yalnızlıktan geceye sığınmış bir adamın yolculuğuyla başlar Beyaz Geceler. Hayatta beklentilerini yitirmiş olmasına rağmen kötünün iyisi bir gün yaşadığı için keyfi yerindedir. Islık çalarak ve şarkılar mırıldanarak yürür karakterimiz. Bir köprüden geçerken gecenin bu geç saatinde köprüden çoşkun akan ırmağa doğru gözyaşlarını akıtan bir kadın görür. Kadının aklından intihar mı geçmektedir bilemeyiz ama karakterimiz kadınlarla iletişim kuramaz haldedir. Hayatında hiç kadın olmamış, özgüveni yıkılmış ve iletişim kurmayı denemeyi bile unutmuş haldedir. Bakışlarını esirgeyemez ama kadına tek söz de edemez. Karşı kaldırımdan yürürken birinin kadını rahatsız ettiğini görür hemen müdahale eder. Aslında kendini aşmıştır ama gözünün önünde bunun yaşanmasına kayıtsız kalamayacak kadar da ahlak sahibidir. Ahlak korkuyu yener ve hayatında ilk kez bir kadınla tanışmasına sebep olur. Bu tanışma hayatında çok şey değiştirecektir. Israrla bir randevu koparır ondan. Adının Nastenka olduğunu sonradan öğrenecektir. Nastenka ailesini kaybettikten sonra kör ninesinin ve sağır hizmetçisinin yanında yetişmiştir. Ninesi onu kendisi eğitmiş ve kendi bucağından hiç ayırmamıştır. Nastenka karakterimizin yalnızlığını dinlerken kendisini de bulmuştur onun hayatında. Sadece bir yıl önce tanıştığı ve kiracıları olan genç bir adam onun hayatındaki dinginliği bozmuştur. Nastenka onunla tanışmadan önce ne kadar kısıtlandığını nelerden mahrum bırakıldığını bilmemektedir. Ninesinin kurallarından dolayı başta kendini o adamdan uzak tutmak ister. Içten içe de hiç uzaklaşmamasını ister ama ayrılık vakti bir gün gelir. Perdeden süzülen özgürlüğün ışıkları Nastenka’yı terk etmek üzeredir. Aşkını itiraf ederse belki hiç ayrılmayacaklarını düşünür ama işler istediği gibi gitmez. Adam Nastenka’nın gözyaşlarını
Edebiyat
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Hep Kitap · 2025102,1bin okunma
Körlük
7/10
·331 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
1998 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi José Saramago ’nun eserinde o güne kadar görülmemiş ve kimsenin ihtimal vermediği bir körlük salgını konu edilmiştir. Bu salgına yakalanan hastalar bilinen körlerin aksine çileden çıkartan bir beyazlıkla sınanırlar. Aniden ortaya çıkmış salgının ilk mağdurları üzerinden süreç anlatılmıştır. Kitapta bahsedilen körlük pek tabii ki bir imgelemdir. İnsanlar gördüğüne gördüğünü sanmaya çok yatkındır. Kendini ikna etmiş ve kandırmıştır. Salgının karantina sürecinde anlatılanlar aslında bugün bizim gözlerimizi kapayıp görmezden geldiğimiz olaylardır. Hükümet insanları tecrit altına almış onlara bakacağını ve salgını kontrol altına alacağını vaat etmiştir. Her gün hoparlörlerden kendi koyduğu kuralları kör insanlara dinletmektedir. Bu koyduğu kuralların hiçbiri körlerin iyiliğine değil aksine onları birer hayvan gibi çitlerin içinde ölüme terk etmeye hizmet eder. Hükümet onlara birer yük gibi bakar tepelerine keyfi olarak onları öldürebilecek nöbetçiler diker. Bu karantinayı bir akıl hastanesinde gerçekleştirmesi de bana göre yazarın dikkat çekmek istediği bir noktadır. Üst tabakadakilerin ve şanslı olarak onlardan daha geç bu salgıma yakalananların refahı için bir akıl hastanesine doluşmuş dışarıdan sadece hayatta kalmasına yetecek kadar su ve yiyecek dışında destek alamayan kendi içindeki anarşiye yenik düşmüş temel yetilerini kaybetmiş bir insan güruhunun hikayesidir. Hikayenin akışında yazar adalet duygusunu hassas bir şekilde kurmuştur. Bahsedilen grup içinde gözleri tek gören sadece kocasını yalnız bırakmamak istediği için karantinaya girmek isteyen ve büyük fedakarlıkta bulunan doktorun karısı olmuştur. İçten içe kendini kör olmadığı için yargılayan ama elden ayaktan düşmüş körlere yardım etmekten hiç kaçınmayan kadın körlere rehberlik etmiştir.
Edebiyat
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,9bin okunma
Tanrı, Adalet, Aşk, Güzellik
5/10
·175 syf.··
2025 5. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2025 16:03
Jean-Luc Nancy’nin tanrı, adalet, aşk ve güzellik üzerine çocuklara vermis olduğu dört küçük konferansın bir derlemesidir. Konferanslar boyunca çocuklara bu dört kavram basite indirgenerek anlatılmış her konferansın sonunda da soru cevap kısımları eklenmiştir. Bu kavramlar açıklanırken bağlantılı kelimelerin kökeninden çıkarımlar yapılmıştır. Tanrıyla ilgili konferanstan başlarsak insanlık tarihi boyunca tanrının göklerde bi yerlerde olduğuyla ilgili bir inanç yayılmıştır. Gökyüzü kutsaldır. Gökyüzünün sonsuz açıklığı yeryüzünün olabildiğince doluluğunun yanında insana hep rahatlatıcı gelmiştir. Cennet gökyüzünde aranmıştır. Gök tanrıya atfedilmiştir. Kuran’da yedinci gökten bahsedilir, İncil’de Yüceler Yücesinden bahsedilir ve Kızılderililerin baş tanrısı Oki en yüksekte olandır ama dinlerde bahsedilen gök üstümüzde olan değildir. Kutsal olan semadır dolayısıyla dinlerin bahsettiği Tanrı da gök de insan algısının uzağındadır. Tanrı bir kişi olarak tasvirlendiğinde ya da elimizi uzattığımızda dokunabileceğimizi düşündüğümüzde aslında tanrıyı hiç sorgulamamak gereken bir noktadan sorgularız işte o zaman ‘dünyada neden kötüleri yarattın?’ deriz ya da ‘ tanrı var mıdır?’ diye sorarız. Adaletle ilgili olarak yasanın her zaman adil olmadığı ve bugün toplumun yanlış olduğunu düşündüğü birçok davranışın yüz yıl önce gayet doğal karşılanır olabileceği düşünülebilir. Buradan hareketle neyin adil olduğuna dair fikrimiz vardır ancak bu değişkendir. Bir çocuk arkadaşında bir kıyafet görür beğenir ona sahip olamamanın haksızlık olduğunu düşünebilir ama herkeste o kıyafetin olması adil midir? ya da sağlanabilir mi? sorularının cevaplanması gerekir. Güçlülerin adaleti sağlaması istenebilir bir zorbayı kendi adalet sağlayıcımız olarak görebiliriz peki bu sığlık mıdır adalet
Duygu ve Düşünce
Tanrı, Adalet, Aşk, GüzellikJean-Luc Nancy · Monokl Yayınları · 201389 okunma
Veba
8/10
·304 syf.··
2025 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2025 23:26
1957 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Albert Camus tarafından kaleme alınan Veba, Oran kentinde açığa çıkmış ve kenti kasıp kavurmuş olan bir salgını anlatır. Bu salgını farklı karakterlerin felakete olan farklı bakış açılarından faydalanarak ele almıştır. Kitap Rieux’un apartmanında bulunan ölü sıçanlarla başlar. Ölmüş sıçanlar bir şakayı andırsa da aslında o zamanlarda vebanın bir habercisidir. Önce sıçanları toplu şekilde öldüren veba ardından insanları hayattan koparmaya başlamıştır. Albert Camus salgından etkilenen insanları Doktor Rieux, Tarrou, Grand, Cottard, Gazeteci Rambert ve Rahip Paneloux karakterleri ile anlatır. Rieux salgının ilk anlarından itibaren olacakları karamsarlıkla tahmin etmiş olaylara gözlemci bir bakışla yaklaşmıştır. Nesneldir ve soğukkanlıdır ancak zaman zaman hastalığın gaddarlığına karşı soğukkanlılığını kaybetmiştir. Rieux doktorluğun kendine getirdiği sorumlulukları yerine getirir ancak hastalık karşısında çaresizliği iliklerine kadar hisseder. Tarrou kahramandır. Kendini bu hastalıkla mücadeleye adamak ister. Kurtuluşun mücadele olmadan elde edilemeyeceğini ölecekse de bu mücadeleyi verip gururlu bir şekilde ölmeyi yeğler ve elinden geleni yapar. Grand toplumu temsil eder. Hastalık hayatına girdiği andan itibaren kapana kısılmıştır. Cottard toplum tarafından hep örselenmiş topluma kızgın bir karakterdir. Vebanın gelmesi onun öfkesini ortaya çıkarmasına sebep olmuş, işlediği suçlarla para kazanmasına ve toplumdan bir nevi intikam almasına yardımcı olmuştur. Cottard vebadan memnundur ve sıkı sıkıya bağlıdır. Gazeteci Rambert kendisini hep Oran’a yabancı ve vebayı onu ilgilendirmeyen bir illet olarak kabul eder. Veba onu sevdiklerinden uzak tutan bir engel Oran ise bir hapishanedir. Rahip Paneloux vebanın gerçeklerine hakim olmakla
Edebiyat
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,6bin okunma
Reklam