İnsan neden bencildir? Kötülük nereden gelir? Gurur neden bu kadar yıkıcıdır? İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik geleneklerinin ortak miras havuzunda bu sorulara cevap arayan anlatıların en çarpıcılarından biri, İblis’in düşüşü hikâyesidir. Kur’an-ı Kerim bu anlatıyı birden fazla surede, her seferinde biraz farklı bir vurguyla aktarır; A’râf, Hicr, İsrâ, Kehf, Sâd ve Bakara surelerinde sahnelenen bu reddediş anı, yalnızca bir dinî kıssa değil; insan psikolojisinin ve toplumsal dinamiklerinin derin bir alegorisidir.
Sahneyi hatırlayalım: Allah, Hz. Âdem’i yaratır ve meleklere secde etmelerini emreder. Meleklerin tamamı itaat eder; yalnızca İblis direnir. Gerekçesi açıktır ve son derece dikkat çekici bir mantık taşır: “Ben ondan daha hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu çamurdan.” (Sâd, 76).
Bu cümle, salt bir isyan ifadesi değil. İçinde eksiksiz bir düşünce sistemi yatıyor: Bir karşılaştırma, bir hiyerarşi iddiası ve bu iddiayı besleyen bir köken argümanı. İblis, kendisini Âdem’den üstün ilan etmek için hammaddeye başvurur: Ateş, çamurdan yücedir; dolayısıyla ateşten yaratılan ateşten yaratılmamış olandan yücedir. Bu, köken fetişizminin arketipik ve en yalın biçimidir.
İslam düşünce geleneği bu sahneyi defalarca işlemiş, her büyük müteferrik onda yeni bir katman keşfetmiştir. İmam Gazâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn‘in kibir ve ucb bölümünde — Kitâbü Zemmi’l-Kibr ve’l-Ucb — şunu yazar: Kibir, kişinin kendini başkasından büyük görmesidir ve bu görüşü doğru sandığı sürece büyüklük taslama eylemine yönelir.
Gazâlî için kibrin en tehlikeli boyutu, onun bilişsel bir bozukluk olmasıdır: Kibirli insan, gerçekliği kendi hiyerarşik şemasına göre yeniden biçimlendirir; görmek istediğini görür, duymak istediğini duyar. Bu bozulmuş algı sistemi, zamanla kişiyi hem Yaratıcıdan hem de