Václav Havel'in umuda dair yaptığı tanım son derece önemlidir: "Umut, bir şeyin iyi sonuçlanacağına dair bir inanç değil; nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, o şeyin bir anlamı olduğuna dair duyulan kesinliktir." Yazının devamı okumak isterseniz aşağıya linkini bırakıyorum. instagram.com/p/DZXtDryAjKH/?...
Sevgi bir emekten fazlasıdır
Sevgi zarifliktir ruha değer katan yarimi düşündüğüm andaki yüzümdeki ufacık bir tebessüm... Şiirin en güzel dizesi Bercestedir. Müziğin en güzel tınısıdır sevgi, tatlı tatlı esen rüzgârda hayallere dalmaktır. Yeni çekilmiş kahvenin kesif kokusundadır sevgi... Sevgidir biraz da insanı ölümsüz kılan sevgi ruha nazende dokunmaktır çoğu zaman... Sevgiye bir tanım bulma çabasına niye girdiğimi bilmiyorum tüm güzellikleri ruha derinlerden bir sesle hissettirme çabası belki de benimkisi... Mavi gökyüzündeki özgürlüğe sevgiyle kanat çırpmaktı belki... İlim Yolcusu
Edebiyat
Reklam
AİİT-II
Bir tanım yapacak olursak; tarihî gelişmeler sonucunda ortaya çıkan Türk inkılabının fikri gücü ve dayandığı esaslara Atatürk İlkeleri denir. Atatürk ilkeleri toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı ile de doğrudan ilgilidir.
Tarih
Benlik algısı
Herkesin benzer olduğu bir dünyada kendin olmak bi sabotaj eylemi gibi görünse de; esasında kurtuluş yolunun karanlığına düşen ilk gölge -aydınlığın habercisi- bu arayışla başlar. Hayata başka insanların koyduğu tanımları keşfederek atılırız. Doğduktan sonra konuşmayı ve konuşacağı dili keşfeden ufak çocukların bile hangi ses ahengi ile neyi ifade edeceği çok önceden belirlenmiştir. Bu sebepten kelimeler dahi ancak onları var eden insanlar için nokta atışı bir tanımdır ve her bir tanım kaşifine özgüdür. Ancak insanlar yapay tanımları yadsınamaz gerçekler olarak görürler. Bu ise,sadece gölge olarak yansıyabilecek o güçsüz ışık kaynağının tam önüne başkasını koyup, yabancı bir gölgeye aşina olmaktır. Dünya üzerinde yeni olan bir bireye, kodlarını yazan birileri tarafından dikte edilen bu aşinalık; şahsı kendi gölgesine yabancı kılar. Bu gölge, tüm kişiliği, fikirleri ve aidiyeti bünyesinde toplayacak kadar büyük bir alan kapladığından; bu yabancılıkla yaşam, ömür boyu devam edebilir. Ve bu harcayış biçmi, bir ömrü harcamanın belki de en acı yoludur: Hiç farketmeden harcamak.. Yapay kalıplara ait hissetmeyenlerin,hissettiklerini savunanlara bir borcu yoktur.
Kimi insanlar o kadar tamdılar ki, hiçbir şeyin eksikliği onları etkilemiyordu. daha baştan tam yaratılmıştı onlar. doğru yere doğmuşlardı. bir de hayata bir şeyin eksikliği ile adım atmış olanlar vardı – bu noktada “yani bizim gibi,” deyip bana manalı manalı bakıyordu – işte onları bütünlemek asla mümkün olmuyordu. kendilerini ne kadar tamamlamaya çalışırlarsa çalışsınlar, her zaman biraz eksik, biraz güdük kalıyorlardı. onun için bizim bu kızın “sade kahve”li varoluşuna ulaşmamız olanaksızdı. o kız tanım olarak “tamam” olduğu için, asla bir şeyin yoksunluğunu duymayacaktı. biz ise ne zaman sade kahve içsek, onun “sütsüz” olduğunu düşünerek kendimizi bu eksiklik üzerinden tanımlayacaktık. asla gerçek bir “sade kahve insanı” olamayacak, her zaman gizli gizli sütlü kahvenin daha iyi olabileceğini düşünecektik. "(alıntı)
Duygu ve Düşünce
Modern çağın en büyük yanılgılarından biri, çocukluk dünyasını "oyuncaklar" üzerinden tanımlama çabasıdır. Oysa hakiki oyun, bir nesnenin ona atfedilen işlevinde değil, o nesnenin ötesine geçebilme potansiyelinde saklıdır. Çocuk, dünyaya geldiği andan itibaren edilgen bir tüketici değil, aktif bir anlam kurucudur. Bir nesne, ona biçilen tanım ile sınırlandığında ölüdür. Bir tencere kapağı sadece yemek pişirme aracı olarak kaldığı sürece, potansiyelinden koparılmış demektir. Çocuk ise, o kapağı eline aldığı an, yetişkinlerin üzerine inşa ettiği o katı gerçeklik duvarını yıkar. Kapak, artık bir direksiyon; kaşık, bir asadır. Bu bir hayal kurma eylemi değil, bir varoluşsal yeniden tanımlama sürecidir. Çocuk, nesneyi işlevinden azat ederek onu kendi hayal dünyasının bir parçası haline getirir. "Hazır" oyuncakların sunduğu dünya ise, aslında bir kısıtlamadır. Pilli, ışıklı, kendi kendine hareket eden veya tek bir amaca hizmet eden oyuncaklar, çocuğun zihnine bir "kullanım kılavuzu" dayatır. Bu durum, çocuğun problem çözme yetisini köreltir; çünkü çocuk, bir nesnenin ona ne yapacağını söylemesini değil, kendisinin o nesneye ne yapabileceğini deneyimlemek ister. Hazır oyuncak, çocuğu oyunun öznesi olmaktan çıkarıp, oyunun nesnesi haline getirir. Oysa bir değnek, hiçbir şey vaat etmediği için her şey olabilir; bir robot ise her şeyi vaat ettiği için aslında hiçbir şey değildir. Çocuğun "çözüm üreten" doğası, hayatta kalma ve dünyayı anlamlandırma içgüdüsünün bir tezahürüdür. Elindeki kaşığı bir yere vurarak sesin fiziksel karşılığını arayan, onu başka bir şeye dönüştürerek simgesel bir dünya kuran çocuk, aslında kendi gerçekliğini inşa eden küçük bir mimardır. Onun için önemli olan nesnenin değeri değil, o nesnenin yarattığı dönüşüm heyecanıdır. Modern ebeveynlik pratikleri,
Reklam
Reklam