• Gitmemek: Sık sık çocuklar tarafından fark edilen bir güven ve sevgi eylemi.
  • Akrabalık, kandaşlıktan, yani soy ilişkilerinden ibaret değildir; aynı zamanda, en azından Levi-Strauss'dan bu yana bir "ittifak" biçimi kabul edilen evliliği de kapsar.
    Bir başka deyişle birbiriyle soydanlık ilişkisi bulunmayan kadın ile erkek, evlendiklerinde "akraba" olurlar; yanı sıra, akraba grupları arasında da bir "hısımlık" ilişkisi kurulur. "Geleneksel" olarak tanımlanan toplumların çoğu açısından bu ilişki son derece önemlidir; evlilik, akit kapsamında doğacak çocukların "meşruiyeti"ni tesis ederken, soy sürdürümünü de olanaklı kılacaktır. Peki, bu gözlemlerden hareketle, antropoloji bize evrensel bir evlilik tanımı sağlayabilir mi? ABD'li antropolog George Peter Murdock tüm toplumlar için geçerli olan kültürel kurum, fikir ve uygulamaları, .yani kültürel evrenselleri saptama çabasında, evliliğin iki cinsten yetişkinler arasında gerçekleşen, ortak ikametgah ve iktisadi işbirliğine dayalı, cinselliğin toplumsal onay gördüğü, biyolojik ya da evlat edinme yoluyla edinilen çocukları kapsayan evrensel bir ilişki olduğunu söylüyordu. Murdock'a göre kan-koca ve ebeveynler-çocuklar olmak üzere bileşik ilişkilerden oluşan evlilik, dört temel işlevi yerine getirmekteydi: cinsellik, üreme, ekonomi ve eğitim. Ancak bu tanım, farklı kültürlerden çok farklı evlilik örneklerine gönderme yapan antropologlarca fazlasıyla "Batı-merkezci" olmakla eleştirilecekti. Murdock'un tanımına ilk itiraz, Güney Hindistan'daki Kerala Nayarları arasında çalışan Kathleen Gough'dan geldi. Nayar kadınları, ergenlik yaşına erişmeden, bir ayinle bir erkekle evlendirilmekte ve çift üç gün boyunca gerçek ya da sahte bir bekaret bozma ayininin ardından, bir daha görüşmemek üzere ayrılmaktaydı. Kadın bundan sonra her biri kendisini bir gece ziyaret hakkına sahip 12 kadar koca edinebilmekteydi. Erkekler ise sınırsız sayıda kadınla ilişkiye girebiliyordu. Kadının gebe kalması durumunda 12 kişiden biri, ebeye armağan vererek çocuğu tanıyabilmekteydi. Ancak bu durumda da çocuğa karşı herhangi bir yükümlülüğü yoktu; çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi, ana-yanlı soy grubunun göreviydi. Nayarlarda bizim dilimizdeki "baba" kavramını karşılayacak bir terim yoktu, çocuk annesinin bütün aşıklarına "efendi" ya da "önder" olarak çevrilebilecek bir terimle seslenmekteydi. Bir başka deyişle, daha çok, savaşçı bir toplumda erkeklerin çocukların yükümlülüğünü üstlenmeksizin cinsel ilişkilere girebilmesini sağlayan bir düzenleme olarak görülen Nayar evliliği, iktisadi işbirliği ve ortak ikameti gerektirmediği gibi, çocukların meşruiyetine de ilişkinsizdi. Başka ayrıksı örnekler vermek de mümkündür. Sudan'ın çoban-hortikültüralist nuerlerinde, örneğin, çocuk sahibi olamayan bir kadın , bir başka kadınla "evlendirilir" . Bu kadın , daha sonra anonim bir sevgiliden gebe kalacak; çocuk ise, "baba" kimliğini üstlenen kısır kadının soyunu sürdürmek üzere onun soy grubuna ait sayılacaktır. Papua Yeni Gine'nin Transfly bölgesinde yaşayan Etorolarda ise, evlilik vardır, ancak eşler arasındaki cinsel ilişki yılın büyük bölümünde tabu sayılmaktadır. Kadınlar ile erkeklerin toplumsal yaşamı birbirinden kesin hatlarla ayrılmıştır. Buna karşılık Etorolar erkek eşcinselliğini kabullenir, hatta ürünlerin bereketi ve erkek çocukların güçlü olması için zorunlu sayarlar. Etoroların nüfus sorununu ise komşu topluluklardan çocuk kaçırarak çözümlediği aktarılmaktadır. Bu kadar uç olmamakla birlikte, çokeşli (çokkarılı ve çokkocalı) evlilikler, 20. yüzyıl sonlarından itibaren Batılı ülkelerden başlamak üzere dünyanın pek çok ülkesinde eşcinsel (gay ve lezbiyen) evliliklerin yasallaşması gibi görüngüler, Murdock'un evlilik tanımını geçersizleştirmenin yanı sıra, "evrensel" bir evlilik tanımı yapılıp yapılamayacağı sorusunu da gündeme getirmektedir. Britanyalı antropolog Edmund Leach, bu zorluğu, evliliğin içerebileceği hak kategorilerini sıralayarak aşmayı denedi. Leach'e (2004: 107-108) göre evlilik, toplumsal olarak kabul edilmiş erkekle toplumsal olarak kabul edilmiş dişi arasındaki, aşağıdaki hak ve görev kategorilerinden bir ya da birkaçını kapsayan bir ilişkiydi:
    1) Bir kadının çocuklarının meşru babasını tesis etmek;
    2) Bir erkeğin çocuklarının meşru annesini tesis etmek;
    3) Kocaya karısının cinselliği üzerinde tekel sağlamak;
    4) Karıya kocasının cinselliği üzerinde tekel sağlamak;
    5) Kocaya karısının emeği ve hizmetleri üzerinde kısmi ya da münhasır hak sağlamak;
    6) Karıya kocasının emeği ve hizmetleri üzerinde kısmi ya da münhasır hak sağlamak;
    7) Kocaya karısının gerçek ya da potansiyel mülkleri üzerinde kısmi ya da münhasır hak sağlamak;
    8) Karıya kocasının gerçek ya da potansiyel mülkleri üzerinde kısmi ya da münhasır hak sağlamak;
    9) Evlilik dahilinde doğan çocuklar için birleşik bir mülkiyet fonu oluşturmak;
    10) Kocanın ve karının erkek kardeşleri arasında toplumsal açıdan anlamlı bir "hısımlık ilişkisi' ilişkisi" sağlamak. Leach, hiçbir evlilik tipinin bu hak dizilerinin tümünü karşılayamayacağı gibi, bu haklardan hiçbirinin, değişmez bir tarzda, evlilik tarafından sağlanmadığını kaydetmektedir.
    Sibel Özbudun
    Sayfa 150 - Bilim ve Gelecek Kitaplığı
  • Medeniyet ve kültür kelimelerinin her ne kadar zaman zaman eşanlamlı olarak kullanılsa da hakikatte kavramsal olarak birbirinden ayrıldığına dikkat çeken yazar, sosyal bilimcilerin ve tarihçilerin “medeniyet”in somut ve elle tutulur bir nitelik arz etmeyen hâliyle sosyal bilimlerin konusu olamayacağı, “kültür”ün ise toplumların somut yapıp etmelerinden neşet eden bir beşeri alan olarak sosyal bilimlerin konusu olabileceği şeklindeki kabullerini de paradoksal bir durum olarak değerlendiriyor.

    Bütün bu izahlardan sonra medeniyet kavramı için bir tanım denemesi yapmaya çalışan yazar; her tanımın tabiatı gereği bir sınırlama eylemi olduğunu, ama bu sınırlama olmadan da varlıkları tanımlamanın ve kavramları tarif etmenin mümkün olmadığını, bu sebeple iyi bir tanım için klasik mantıkta da ifadesini bulan şekliyle efradını câmi ağyârını mâni bir niteliğin gözetilmesi şartıyla tanımlamanın yapılabileceğini ifade ediyor ve medeniyeti, bir dünya görüşünün zaman ve mekân boyutunda tezahür ve tecessüm etmesi olarak tanımlıyor.

    Yazının tamamını okumak için:

    http://elestirihaber.com/...vurmacioglu-dusunce/
  • "Sözlükte bulunmayan bir tanım:
    Gitmemek: Sık sık çocuklar tarafından fark edilen bir güven ve sevgi eylemi."
  • Aşk hakkında yapılmış sıradan onca tanım, benim yapabileceğimden ne kadar farklı
  • Sonunda, “tüm hata ya da kusurlardan özgür olmak” anlamındaki asıl kusursuzlukla hiçbir ilgisi olmayan bir tanım ediniriz.
  • Çok ender olmayan ve çoğu zaman “büyük aşk” diye yaşanan (daha çok dokunaklı filmlerde ve romanlarda işlenen) sözde sevgi türlerinden biri de taparcasını sevmektir. Eğer kişi kendi güçlerinin yaratıcı bir biçimde gelişmesi sonucu doğan bir kimlik ve benlik duygusuna sahip olacak düzeye ulaşmamışsa, sevdiği insanı “putlaştırma” eğiliminde olur. Bu insan kendi güçlerine yabancılaşmıştır ve bu güçleri sevdiği insana aktarır, sevdiği insana tüm sevgilerin, ışığın, mutluluğun doruğu summun bonum olarak tapar. Bu süreçte kendi gücüyle ilgili duygularından kendisini yoksun bırakır, sevdiğinde kendini bulacağına, onda kendini kaybeder. Zaman içinde hiç kimse, kendisine tapan kişinin beklentilerini karşılayamayacağından, düş kırıklığı kaçınılmaz bir şey olur ve avuntu için yeni bir idol aranır, bu zaman zaman bitmek bilmeyen kısır döngü olarak sürüp gider. Bu sevginin en belirgin özelliği yoğun olması ve aniden doğmasıdır. Taparcasına sevgi genelde gerçek büyük aşk diye tanımlanır. Bu tanım yoğun ve derin bir sevgiyi anlatırken, gerçekte taparcasına seven kişinin açlığını ve umutsuzluğunu belirtir.

    Sevme Sanatı / Erich Fromm