Asosyalist

Puan vermedi·487 syf.··
2026 37. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:50
Yaşar Nuri Öztürk, hem bilim insanı olarak hem de politikaya da girmiş, inancını ve bilgisini politikada da göstermek istemiş olmasından ötürü saygı duyduğum bir insandır. Bu sebeple kendisine objektif bakabilmem mümkün değildir. Ancak "bir şeyin nasıl olduğunu anlamak için bir de karşıtını değerlendirmek lazım" düşüncesinden yola çıkarak, kendisinin karşısında olan tiplere baktığımda, mesela Türk kızlarına araba sürmeyi lanetleyip kendi kızına çakarlı araç tahsis ettirenler, ben kesinlikle Yaşar Nuri Hocayı daha samimi buluyorum. Kitabın içerisinde yer alan hususları biraz daha derinlemesine incelediğimde, geleneksel inanç anlayışının ne kadar türetilmiş olduğunu görüyor ve açıkçası üzülüyorum. Din, sandığımız kadar girift ve yasaklayıcı değil basit ve disiplinlidir. Mesela İslam'ın şartı beş değildir. Neden beş olsun? Adalet, okumak (Allah adına okumak tabi), topluma yararlı olmak.. Bunlar neden yer almaz. Müslümanları sadece namaz kılan oruç tutan insanlar olarak sindirmek, İslamiyet'e verilen en büyük zarardır. İnanan kimsenin şuurlu olması, akletmesi, düşünmesi, güzel ahlaklı olması neden çoğu geleneksel tipler tarafından istenmiyor? "Bana ne İngilizce'den?" diyen tiplerle mi müslümanlar dünyaya hükmedecek?
İslam Nasıl Yozlaştırıldı?Yaşar Nuri Öztürk · Yeni Boyut Yayınevi · 2016228 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·397 syf.··
2026 35. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 18:45
Kitapta "total kurum" kavramıyla karşılaştım. İnsanların genelinden oldukça uzun bir süre için koparılmış ve benzer bir durumda olan çok sayıda bireyin, kurum tarafından kuşatılmış ve resmi surette düzenlenmiş bir yaşam döngüsü sürdürdüğü bir ikamet ve çalışma yeri olarak tanımlanabilir. "Kapatılmış kişi" kavramı da, total kurumlardan "yararlanan" kişileri ifade ediyor. Yazarın daha önce Damga kitabını okumuştum ve çok yararlanmıştım. Bu sebeple sadece kitap değil yazarı da ilgimi çekti. İnsanların istek dışı bir arada tutuldukları kurumlar; akıl hastaneleri ve hapishaneler üzerine yapılan tespit ve değerlendirmeler beni ziyadesiyle yoğunlaştırdı. Meseleye yüzeysel yaklaşıp sonuç odaklı bir anlatım yerine sürecin tüm evrelerini anlayabildiğimi düşünüyorum. Hapishanelerdeki kişilerin topluma kazandırılması konusunda, daha yararlı olunması gerektiğine inanıyorum. İnsanların günlük hayatta çok kolay sahip oldukları su, tuvalet ya da sigara içmek gibi durumların bir anda izne tabi olması, kişinin yıpranmasını anlamak açısından önemli bir detay olarak karşımıza çıkıyor. Kısa bir süre kapatılmış kişi olan birisi olarak, ne zaman uyumam gerektiği konusunda sık sık birileri tarafından ikaz aldığımı hatırladıkça, daha da anlamlı geliyor bu durum. Kişisel inancıma göre, devlet, öldürmediği herkesin daha iyi şartlarda yaşamasına olanak sağlayacak tedbirleri almalıdır. Eğer biz, dört yıl boyunca hapishanede kalan bir insanın, hapisten çıktıktan sonra daha yararlı birisi olmasını sağlayamazsak, kişi yeniden suç işleyecektir. Ne hali varsa görsün diyemeyiz çünkü o kişi, dışarıda olduğu vakit bizimle beraber yaşıyor. Beraber yaşadığımız insanların ruhsal ya da zihinsel olarak sağlıklı olması, bizim için de yararlı olacaktır. İnsanların temel hak ve hürriyetlerini korumak ve
TımarhanelerErving Goffman · Heretik Yayıncılık · 201557 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2026 33. kitabı
·
41 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 23:59
Kitaba başlarken beklentim düşüktü. Genel geçer, havada kalan basit önerileri okuyacağımı düşünmüştüm. Neyse ki haklı çıkmadım ve iyi ki dediğim kitaplardan bir tanesini okuma fırsatım oldu. Kitapta genel olarak evebeynlere yönelik hazırlanmış, her yaş grubundaki çocukların gösterdiği davranışlara müdahale yöntemleri ifade edilmiş ve vaka örnekleriyle de zenginleştirilmiş olduğunu düşünyorum. Özellikle disiplin, ödül-ceza sistemi, çocuğun kabulü... Bu hususlar, ebeveynler tarafından zaman zaman gözden kaçırılabiliyor ya da geleneksel yöntemlerle çözülebiliyor. Sosyal bilimlerin en büyük dezavantajı, herkesin her şeyi söyleyebilecek cesareti kendisinde bulmasıdır. Bu, bilgi kirliliğini artırmakla kalmaz, yanlış yönlendirilen ebeveynlerin belki de geri dönülmez şekilde hata yapmalarına olanak sağlar. Bu tehdidi hisseden herkese hitaben kaleme alınmış güncel bir eser olduğunu söyleyebilirim. Kitabı okumama vesile olan kendime teşekkür ederim.
Gerçekten Beni Duyuyor musun?Leyla Navaro · Remzi Kitabevi · 20131,502 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2026 31. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 19:04
Kitabı İlber Ortaylı yazmamış olsaydı, bu kadar övgü almayacaktı diye düşünüyorum. Ya da benim tarihçi anlayışım biraz farklı, o yüzden konduramıyorum. Tarihçi, bana göre, sert olmalı, ateşli olmalı, bir nevi ajan olmalı, iz sürmeli. Şurda şu oldu burda bu oldu mantığı, kpss tarihinin mantığıdır bana göre. Türkiye'deki darbeleri anlatırken, o kadar süt liman anlatmış ki.. Sanki kır pidesi yemeye giden bir grup erkeğin pazar gününü anlatır gibi... Ergenekon ve balyoz kumpaslarını da öyle bir geçiştirmiş ki.. Türkiye'de yapılan darbeleri, sadece Türkiye'nin iç meselesiymiş gibi sunmak... Türkiye'yi, dünyadan izole sanarak sadece kendi içerisinde yaşayan bir ülke sanmak.. Kusura bakmayın, bol İlber Ortaylı övgüsü yaparak sevimli sempatik görünmek isteyebilirdim ama tarzım değil..
Türkiye'nin Yakın Tarihiİlber Ortaylı · Timaş Yayınları · 20175,1bin okunma
8/10
·184 syf.··
2026 24. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2026 01:33
Bir çok insan gibi, sokak röportajında "sosyal çürüme" konusunu işleyen bu videoyla youtube.com/shorts/EfTze3_qlMI karşılaştım Zeliha Burtek'le. Gülşen İşeri isimli yazar&gazetecinin gerçekleştirdiği söyleşiyle daha iyi tanıdım kendisini. Türk toplumunun içerisinde bulunduğu, ahlaki ve etik bunalımın çok yerinde bir tespitinin yapıldığını düşünüyorum. Bu tür eleştirel ve bir miktar üzücü kitaplar, insanı toplumdan soğutsa da bu soğukluğa teslim olmadan, "daha yapacak çok iş var" düşüncesiyle direnmek gerektiği inancındayım. Kusura bakmayın ama hepimiz bir şekilde sosyal çürümeye sebep oluyoruz. Sırf beğeniyoruz diye "uyuşturucu kullanan ya da insanları uyuşturucuya özendiren" tiplere prim veriyoruz. Sırf beğeniyoruz diye "eşine/sevgilisine şiddet uygulayan sözde oyuncuyu" hayranlıkla takip ediyoruz. Sırf programları hoşumuza gidiyor diye "evliyken bir başka kadından çocuk sahibi olan ve bunu gözümüze sokan" kişiye reyting veriyoruz. SIRF OY VERDİĞİMİZ PARTİDEN OLDUĞU İÇİN, HIRSIZI, ARSIZI, YOLSUZU, ÇOCUK İSTİSMARCISINI, TERÖRİSTİ, TERÇR SEMPATİZANINI SAVUNUYORUZ. Bize zararı dokunmayan yılanı bin yaşatırken, bize faydası dokunan yılanı beslemeye devam ediyoruz. "Geçinemiyorum" deyip hırsızlık yapana, rüşvet alana hak veriyoruz. "Namus" adı altında eşine/çocuğuna/ailesine zarar verenlerle empati yapıyoruz. Zaten biz toplum olarak, mağdurdan ziyade faille empati kurmuyor muyuz? "Yaptığı yanlış ama" diye başlayan cümleler, "kimse durduk yere eşini aldatmaz" diye devam eden savunmalar... Hepsini alt alta koyunca ortaya çıkan sonuç; geliniyle yatan kayınpeder, annesini dolandıran büyük oğlan kuryelik yapan kamu personelleri suçlamak kolay, ders almak zor. Böyle devam..
Sosyal ÇürümeZeliha Bürtek · İnkılap Kitabevi · 2025174 okunma