• Ebeveynlerinin varlıklarını tanımayı reddeden veya ebeveynleri saygın olmalarına rağmen, onlara saygı gostermeyi reddeden insanlar ideal ahlaktan yoksundurlar. Fakat hayırseverinizden haberinizin bile olmadığını düşünün. Varsayın ki dağın tepesinde berbat bir tipiye yakalanıyorsunuz. Yalnızca biraz ısınacak bir kovuk bulduğunuz için sağ kalıyorsunuz. Gene varsayın ki hep orada bir fırtınaya yakalanırsanız içinde kalabilin diye dağın eteğinde o kovuğu hayırsever biri kazmış. Eğer bu hayırsever hakkında bilgi sahibiyseniz, ona büyük minnet duyarsınız mutlaka. Ancak, kovuğu herhangi bir hayırseverin sizin için kazdığına inanmıyorsanız(ve inanmak için bir nedeniniz yoksa) hayırseverin var olduğunu inkar etmekte ve minnet duymayı reddetmekte ahlaken yanlış bir şey yoktur.
  • 446 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    İlginç biçimde yazarın Yahudileşme Temayülü adlı bir kitabı var. Konusu adından belli bu kitapta Müslüman geleneğine girmiş Yahudi mitolojisinin, ilkelerinin ve uygulamalarının pek azını inceliyor, büyük bölümünü dokunmadan bırakıyor. Hahamların Müslüman geleneğinde bilerek veya bilmeyerek neden oldukları en büyük yozlaşma Muhammed’e “Kuran’ın bir benzerinin” daha indirildiği inancıdır. Çünkü hahamlara göre Musa’ya da “Tevrat’ın bir benzeri” indirilmiştir. Bu basit görünen ilke daha büyük yozlaşmalar doğurmuş ve hadis kültürü, din adamlarının otorite oldukları inancı, devlet başkanından başka bir de dinsel başkan olması uygulaması bunu izlemiştir. O kitapta odadaki fille yüzleşmeyen İslamoğlu, bu kitapta doğal olarak Muhammed’in örnekliğini barındırdığını öne sürdüğü sahte tarihsel belge külliyatını savunuyor. O külliyatın aynısı ve daha fazlası Rabbani Yahudilikte de var. Kuran’ın yanına koyup ezber edilen kitaplar Yahudi, Hristiyan ve Zerdüşt yazınından kopya edilmiş gibi. Gözümüze kırmızı ışıklar çakıyor, uyarı bayrakları her yerde. Ama görmek isteyene. İbrahim’in karısını “Sara” adıyla anan yazar bu bayrakları görmüyor belli ki.

    Hayır, kesinlikle görmüyor:

    “Adil ve mutedil olan Buhari’nin “sahihtir” dediğini mutlak ve tartışmasız kabul etmek değil, Buhari’nin yaptığını yapıp daha da zenginleştirilmiş ve geliştirilmiş usuller ve ölçüler koyarak, rivayetleri tek tek o ölçülere vurmaktır.”

    Rabbani Yahudilerin de Mişna’ları var. Sonra o Mişna’ların yorumları olan Gemara’ları, sonra o Gemara’ların yorumları olan Tosefta’ları, Midraş’ları, ilmihalleri, bitmek bilmeyen on binlerce sayfalık yorum zincirleri ve bunları bilmek zorunda olan hahamların hepsinin bardak dibi gözlükleri var…

    “Dinin teorik kaynağı Kuran, pratik kaynağı Sünnet’tir. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği bu ikisidir.”

    Birazcık mürekkep yalamış kişilerin karşısına böyle kolayca çürütülen, kırılgan savlarla çıktığınızda herkes kaybediyor. Çünkü böyle olunca, okur-yazar kişi örneğin hadisleri veya tarikatları çöpe atmakla her sorunu çözdüğünü, gerçek dine kavuştuğunu sanıyor. Oysa gerçekte bunları yaparak arın(dır)maya yeni yeni başlamış olur. Kuran’ın üzerinde bir tane değil, kat kat örtü var. Modernizmin önündeki gelenekçi direnç daha güçlü olmalı. Allah saklasın modernist değilim ama karşıt düşüncelerin çatışmasının, yığınların tek bir ideolojik kutba zincirlenmesinden daha iyi olduğunu düşünüyorum. Gelenekçi okuma zayıfladıkça modernist okuma güçlenecek. Sözgelimi eşitlikçilik, çokkültürcülük, feminizm, ruhçuluk, sosyalizm gibi dogmatik modern ideolojileri Kuran’la bağdaştırmak ana akım yorum durumuna gelecek. Böylesine zayıf bir gelenekçi kanatla, kalabalıkların modernizmin aksayan yanlarını (veya baştan aşağı tanrısız bir ideoloji olduğunu?) görüp güçlü bir sentez oluşturması olanaklı görünmüyor. Gelenekçi düşünce kendini yenileyemeyip geriledikçe, modernizmin orduları gelenekçi ailelerden gelen gençler üzerinde kesin bir zafer elde edecek. Bir yozluktan kaçıp bir başka yozluğa kapılacaklar, kapılıyorlar da. Yalnızca Kuran‘cılar yenilmemek için kendilerini iyi yetiştirmek ve düşünsel kaslarını –eğer yapılacaksa– sentez yapabilecek denli güçlendirmek zorundalar.

    Sanırım İslamoğlu'nun en büyük hizmeti evrimle ilgili yazdığı kitap olacak.
  • Onların bu dünyada ki polisten bir korkuları olmasa da - çünkü polis zaten onların elindedir- din onlara uyguladıkları şiddetten dolayı hesaba çekileceklerini ve bu sorumluluktan kaçış olmayacağını söyler. Tanrısız bir kainat, bana anlamdan yoksun görünmüştür her zaman.
    Ahmet Seyrek
    Sayfa 10 - Olympıa Yayınları
  • Din dediğimiz şey bilinçdışında arzuların yerine getirilmesi sürecidir. Kimi insanlar, bu süreç işlemediğinde zihinsel açıdan zarar görme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Çünkü bu insanlar tanrısız, amaçsız bir hayat fikriyle başa çıkamazlar.
    *
  • Eski zamanlarda, dünyanın kökeni sorusunun din sistemlerine girmiş ya da teologlarca incelenmiş olması salt bir rastlantıydı. Yalnızca filozoflar bu türlü sistemleri ortaya atmayı iş edinirlerdi: bunların da, her şeyin ilk nedeni olarak bir zihne ya da üstün zekâya başvurmayı akıl etmeleri hayli sonraya rastlar. O günlerde şeylerin kökenini tanrısız açıklamak günah sayılmaktan öyle uzaktı ki, bu kozmogoniyi benimseyen Thales, Anaksiınenes, Herakleitos ve başkalarına hiç kimse hesap sormamıştı; oysa, filozoflar arasında kuşkulanılmayacak ilk tanrıcı olan Anaksagoras, tanrıtanımazlıkla suçlananların belki ilkiydi.
  • Din adamı, kendi inançları doğrultusunda olmayan "akılcı" ve "laik"zihniyetteki kişilere "Tanrısız",ya da "Tanrı düşmanı" diyerekten saldırmayı gelenek edinmiştir.
  • -" 27 Ocak 1965 tarihli UPI haberine göre Latin Kilisesi Cizvit Tarikatı Başpapazı Peder Petro Arrupe, kilise kurultayında; “Masonluk denen tanrısız teşkilâtlar eliyle dünya hâkimiyetini amaçlayan Siyonistler çok ince bir strateji tâkip ederek; finans kurumlarından kitle iletişim araçlarına, uluslararası kuruluşlardan din adamlarına, maalesef neredeyse tam bir hâkimiyet oluşturmuşlardır. Komünizm de, kapitalizm gibi bu şeytani komplonun bir koludur ve Moskova-Pekin çıkışlı değil, merkezi Paris, Londra ve New York’ta bulunan malûm ve mel’un güçlerin bir uzantısıdır” şeklindeki ifadelerle bütün dünyayı bu ahtapota karşı uyarıyordu…"
    (Sedat Bulut-Akademya Dergisi, III.Dönem 2.Sayı, 22 Ocak 2018)